Muhteşem Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan’ın, Üsküdar’da mimar Sinan’a yaptırdığı Camiin yan duvarına bitişik Hacı Semra Özal diskotek açtı. Baş aktris Fatih Ürek. İş yeri Hacı Semra Özal’ın kızı Zeyneb’e ait. O hacı değil… Diyanete sordular – engel yok cevabı alındı… Belediye ruhsat vermişse biz karışmayız demişler… Şimdi bütün kargalar haber almak için yirmi dört saat Hacı Semra Özal’ın diskoteğinin üzerinden uçuyorlar…Gak…gak…gak… Gönderecekleri her işareti size ulaştıracağız… Karga mangasına emir verdim, cep telefonlarını açık tutacaklar, telefonu olmayan Kadıköy’de telefoncu Namıktan GPRS’li bir motorola alsın… Melih kağıtlarını doldurur, Osman saatını ayarlar…. siz değerli okuyucular Karga’lara bir şey sormak istiyorsanız lütfen o533.654.93.43′ü arayın nöbetçi kargayı bulun, hemen görevlendirin, gitsin oralarda uçsun, buğulu camların arkasından haber toplasın, yakında sarhoşlar camları kırar o zaman da kargalar içeri girebilir, daha rahat haber toplayabilirler, içerde V2 veya Antrax gazı atılmamışsa geri gelirler… Kargaların kullanabileceği cinsten gaz maskeleri yoksa birkaç gün içinde Irak sınırından aşırma kaçak maskeler İstanbul piyasasına düşecek, birer tane alıp takınsınlar… Bir zamanlar Hac farizasından döndükten sonra “Hacıyım ama viskimi içerimâ€? diyen Semra Özal’ın diskoteğine Diyanet ve Belediye ruhsat vermiş. Üsküdar Belediye reisi özel kalem Müdürü Kemal Kahraman’dan rıca ettim, bu hafta içinde bir gece istihareye yatıp Mihrimah Sultan’a soracak… Bakalım o muhterem Sultan Kadınefendi ne cevap verir… O da diskoteğe ruhsat verirse o zaman Camii yıkar, diskoteği baş tacı ederiz… Demek ki kargalar artık bu yeryüzünde yerleşecek minare, üzerine konacak kubbe bulamayacaklar… Diskotek çatılarına yuva yapacaklar… Ihı…Ihı…Ihı…Gak… Gak…Gak…
Mart, 2003 için Arşiv
Mihrimah Sultan Diskoteği
Yayınlanma tarafından 20 Mart 2003 Kategori: Kargadan Haberler 0 Yorum155 GörünümAmerikalı’ lar Sütlaç Yedi
Yayınlanma tarafından 07 Mart 2003 Kategori: Kargadan Haberler 0 Yorum142 Görünümİki karga Kadıköy’de saray Muhallebicisinde (reklamlar…) karnımızı doyuruyorduk… Üç kişi içeri girdi. Biri uzun boylu, diğer ikisi orta. Uzun boylu erkek, diğer iki kişinin biri kadın. Hemen tanıdım….Bunlar Amerikalı, özel güçlerimi kullanarak çevrede uçuşan öbür kargalara elektronik tek attım… Doğruladılar… Uzun boylu’nun kafasında “Rumsfeld’in “özel birliklerininâ€? giydiği yeni üniformanın “fötrâ€? şapkası var… Adam ben o birliklerdenim diye bangır bangır bağırıyor… Üniformanın altını bırakmış, şapkayı başına geçirmiş… çok sevmiş olmalı… Ben bu askerlerle buralarda akşama sabaha karşılaşacağımı biliyordum, ama yüzlerini bu kadar erken göreceğimi tahmin etmemiştim… Çok sevindim… Üç kişi gözden kayboldular… Kıyı kenar bir masaya oturmuş olmalılar…Biz iki karga yemeğimizi bitirip az sonra kalktık… Ben sekerek kasanın başına doğruldum. Hesabı öderken Amerikalılar gözüme ilişti.. Garsona işaret ettim – Ne yediler… dedim. –Sütlaç dedi. . İşi kesin çözmek için numaradan yanlarına doğrun uçtum… Kulağıma sesleri geldi, İngilizce konuşuyorlar… Tamam işte bunlar “onlar…â€? O anda yüzlerine öyle şiddetli bakmışım ki, arkadaşım karga yanıma sokuldu, “adamları tedirgin ettin…senden kuşkulandılar… başımıza iş gelecek, hadi çıkalım buradan, gak…gak…gak…dedi. Çıktık, Caferağa’ya doğru uçtuk… Yolda düşünüyorum… Bunlardan biri kesin yeni Yankee ya diğer ikisi kim ? onlar da istihbarat ajanı olmalı…CİA mıdır, nedir ? işte O… Kulağıma gelmişti bu yeni yankee’ler “vücütlarının her uzantısını silah olarak kullanıyorlarmış “ ne demek bu… ? Ben de Gagamı, ayaklarımı ve oramı acaba silah olarak kullanabilir miyim… Gak…Gak….Gak… Hı Hı Hı…
İbrahim’in Suratı Çekilmiyor
Yayınlanma tarafından 06 Mart 2003 Kategori: Kargadan Haberler 0 Yorum179 GörünümAkşamüstü İstiklal caddesinde uçarken Simurg’a uğradım. İbrahim bir surat bir surat… ne olduğunu anlamadım. Birilerine kızmış olmalı, öfkesinden yanına varılmıyor…geldi iskemleleri kaldırdı, oturmasınlar için…oradaki yazarlar bana dediler ki – İbrahim bizi istemiyor… halbuki yazar çizer takımının tek mutlu olduğu yer kitapçı dükkanı…neden Simurg’un sahibi şirin İbrahim yazarlara kızmış ki… ? Dükkan kedi dolu, kedilere kızmıyor yazarları dışarı atıyor… Anlayamadım… Sonra bazıları sessizce dükkandan ayrılıp Fransız Konsolosluğuna gittiler…ben de oraya uçtum… sergi varmış… Ne sergisi olduğunu anlayamadım… Konuştular…konuştular. Sonra kokteyl… Ben içki içmiyorum… bana portakal suyu verdiler… içki içersem kanatlarım birbirine karışıyor… uçamıyorum… Sergiden sonra dostlarım “Kaktüs Kafeâ€?ye gittiler. Ben de kapı aralığından içeri…Sigara dumanından göz gözü görmüyor… Gözlerim karardı, boğazım yandı, sesim kısılacak diye korktum. Bizimkiler geç saatlara kadar sohbet ettiler. Boş boş laflar… müzikten söz açtılar… sıkıldım… Bülbül olsam dinlerdim…Ben Karga’yım müzikten ne anlarım… ama şimdi pek çok karga şarkı söylüyor… Onları herkes dinliyor… ya … gak… gak… gak.
Kereste Gibi Adamlar
Yayınlanma tarafından 02 Mart 2003 Kategori: Kargadan Haberler 0 Yorum155 GörünümGeçen cumartesi günü Adapazarında Irak’la ilgili toplantı var dediler. Gittim. Bir düğün salonunun kırık pencerelerinden birinin pervazına kondum. Aşağıda 150 kadar genç dizilmiş konuşmacıları bekliyorlardı. Konuşmacılar geldiler. Bir tarih hocası bir de eski bir iç işleri bakanı. Adı Meral Akşener. Konuşmalar başladı… Merakla uzandım… Dikkatle dinledim. Aradan bir saat geçti daha Irak konusuna gelemediler. Hatıralar anlatıyorlar, geçmiş işleri dile getiriyorlardı. Konu kaydırak gibi oradan oraya sıçrıyor, taş bir türlü gediğine girmiyordu… Bazen söz uzuyor, dinleyenler sıkılıyor o zaman tarih hocası bir şiir patlatıyordu. Meral hanım bakanlık döneminde başına gelenleri anlatırken birden ben –hiçbir şeyden kokmam diye bağırdı. Üç tane kereste gibi adam gelmiş kendisini tehdid etmişler… Birileri onu evlendirmek istemiş…orasını anlayamadım…Kırık camdan uzandım, duyamadım. Aradan dört buçuk saat geçti Irak konusuna yine gelemediler…Ben sıkıldım… Uçup gittim…
Sapancadaki karga akrabalarımı ziyarete gitmiştim.. Akşamüstü alaca karanlıkta Tren yolunun yanındaki çınar ağaçlarında sohbete dalmışken derinlerden büyük bir homurtu duyuldu. Tüm kargalar irkildi. Her sese alışık karga kulakları bu sesi pek tanıyamadılar… Sonra aşağıdan, İzmit tarafından gelen bir tren görüldü… Alışılmadık bir hızla yaklaştı… Ancak tren bir türlü bitmiyordu. Altımızdan aktı aktı… sonu gelmedi… Gözlerimize inanamadık, bazı kargalar vagonları sayıyorlardı… Aradan uzun zaman geçti… Sonunda tren bitti vagonları sayanlar – elli yük vagonu dediler… –Ne diyorsun ? elli vagon mu derken az sonra bir tren daha görüldü. O da hızla yaklaştı… Şaşkın kargalar onu da saydılar. O da tam elli vagon… Yollar kaldırmaz ki bu kadar vagonu… Tüm kargaların ağızları bir karış açık kaldı… Gak…gak… ların sonu gelmedi… Pekiyi ne vardı bu vagonlarda ? İşte o devlet sırrı… yük vagonların çoğu boştu ama üzerinde parlak metal kaplı konteyner bulunan bir vagona gözlerimiz takıldı… Nukleer fizik eğitimi görmüş, kimyasal ve biyolojik silah uzmanı bir karga –Bu yük tehlikeli olabilir…dedi. Trenler öyle hızlı gidiyorlardı ki üzerlerinden uçup yakından bakamadık. Böyle hızlı hızlı nereye gidilir ki… savaşa mı ?

Son Yorumlar