İmar planı hiç yok… elektriği zar zor bağlanmış, su şebekesi bulunmayan, belediyesi kurulmamış, köy mü ? nahiye mi ? kasaba mı ? ne olduğu anlaşılmayan Kerpe’nin denizindeydi hoca geçen gün… Gaaak. Guuuk. Fazilet ve ben KİA’yı Sapanca’dan Kerpe’ye kadar izledik. Gak. Guk. Arabayı askerden yeni gelen Ahmet kullandı, Hoca yanda, Arkada Murat, sabah erken yola çıktılar. Özdilekte arabayı yıkattılar. Gak Guk… Yolda Fazilet dedi: -Yüzme bilir misin ? -Ben ördek değil kargayım, dedim. -Olsun dedi, sudan korkuyor musun ? -Sen dalarsan ben de dalarım dedim. Kerpe’ye vardıklarında hafta ortası olmasına rağmen kumsal kalabalıktı. Gak.Guk. Arabayı parkettiler, sahilde yer beğendiler, tenteyi, çadırı kurdular. Masalar, bez koltuklar, naylon kilimler, hasırlar dizildi. Çantalar, termoslar, kumanyalar hazırlandı. Gaaark… Guk. Hoca’nın aralarına çadır bezi dikilmiş altı kazıklı bir japon bahçesi var… Önce o kazıkları kumsala saplayıp alan belirlemesi yapıyorlar…Gark. Tısss. (Hayret !) Hoca o paravanayı Pariste yıllar önce seyrettiği Okira Kirosava’nın “Kagamuşa‿ filminde görüp kopya etmiş,gak guk…. –Doğru mu Fazilet…? – evet doğru… Gurrk Guurk. Bu paravana her yaz ortaya çıkar. Geçen yaz Karasu’da görüldü. Önceki yıllar Kilyos’ta, Şile’de, Poyrazköyündeydi…Gak.Guk… Deniz tarafı açık kalacak biçimde alanın üç yanı güvenceye alınıp, altı kazık sert kumsala sağlamca sokulduğunda Hoca’nın masası açıldı, Bezden koltuğu yerine kondu, bu sene geçici kampa bir de ilave var: İki bez koltuk daha… Özdilekten alındı, ithal malı fransız… Onlar da paravananın denize bakan uçlarına iki taraflı yerleştirildi…. Gark. Gurk… İşler bittikten sonra kumsaldan her geçen kişi, başını çevirip “yerleşkeye‿ bakmaya başladı. Gaaark. Guuurk. Hoca dedi ki: “bu yapıda uzun yılların birikimi var, insanlar merak ediyor‿ sonra sıra sıra denize girdiler. Gurk.Gururk… Fazilet – Hadisene, dedi. Hain karga ben suda boğmaya çalışıyor… Yermiyim. Girmedim. Guurk,tıss… Sonra biz iki Karga Kumsalın arkasındaki villaların ağaçlarına konduk. Fazilet gerilere bakarak –Bu villalar hazine arazisinin üzerine ruhsatsız yapılmış…hiç birinin tapusu yok, muhtar senedi ile denize karşı oturuyorlar, dedi. Fazilet bazen mikropluktan yana beni aratmaz. Gark Gurk…Takır tıss. Bir bildiği vardır her halde… Guuuurk. Akşam güneş batana kadar kaldık orada, takır. Tıss. Sonra eşyalar toplanıp, hep birlikte az ötede “kayalıklar‿ denen yere gittik. Aman yarabbi, dünyada bu kadar güzel bir yer olamaz. Karadeniz binlerce yılda kayaları oymuş taştan kaleler yapmış… Gark.Guuuk. Sanki insan eliyle dikilmiş mimarlık şaheserleri. Türkiyede böyle yer var mı ? neden kimse bilmiyor ? Takır, tuuurk.Tısss.Tısss. Ben ilk defa gördüm, kargalığımla hayran kaldım… gurk. gurk. Fazilet’in ağzı bir karı açık kaldı: –Keşke karga olacağımıza martı olsaydık…buralarda uçar dururduk, dedi. –Balık olup denizde yüzsen, bulut olup havada uçsan, dalga olup kayalıklara vursan, duru deniz olup kıyıları okşasan yine de karganın tekisin Fazilet “simurg‿ değilsin ya, dedim. Guuurk.Guk.Tıkır. Hava kararırken yola çıktık. Sapanca’ya girdiğimizde vakit hayli ileriydi.Gark.Tısss.
Temmuz, 2006 için Arşiv
Kerpe’ de Denize Girdiler
Yayınlanma tarafından 29 Temmuz 2006 Kategori: Kargadan Haberler 0 Yorum158 GörünümErtegün Tilkilere Karıştı
Yayınlanma tarafından 26 Temmuz 2006 Kategori: Kargadan Haberler 0 Yorum180 GörünümÜsküdar Sultantepe, Özbekler Dergahı sülalesinden Amerikalı iş adamı Ahmet Ertegün, bir Tilkiyle ortak olup TGRT televizyonunu satın almış…Gak…Gak… Gak…Guuuuk. “Tilkiâ€? Ertegün’ün Amerikalı iş ortağının lakabı… Nasıl bana Karga diyorlarsa ona da Tilki diyorlar… Böylece 86 yaşındaki iş adamı Ertegün, yaşamının sonuna doğru Tilkilere karışmış… Bu Ahmet Ertegün bir zamanlar yıkılmak üzere olan Tekke’yı tamir etmiş ve böylece “Vakıf onaranâ€? kişiler için söylenen “vâkıfâ€? lakabını üstlenmişti…Gak.Guk. Ama ne yazık ki, Türkiye’nin eski Amerika Büyükelçisi Münir Ertegün’ün, Amerikada büyüyen oğlu olduğu için, Türk geleneklerinden habersiz olan bu adam, yaptığı vakfa gelir sağlayacak bir düzen düşünmemiş, yaptığı hayrın günden güne çözülüp çökmesine engel olamamıştı. Gaaak. Guk.Tak.Tuk.Kıssss. Şimdi televizyonculuğa soyunmuş…Gak. Guk. Çağdaş global soygun düzeninin önde gelen kuramcılarından olan sayın Ertegün, bir zamanlar dinsel yayınlar yapan TGRT televizyonunda şimdi modern yaşamın pisliklerini Türklere aktaracakmış gak.Guk. Tukkk. Fazilet kuyruğumu yine çekmeye başladı, bıraksa neler söyleyeceğim… Ama yezit karga rahat vermiyor ki, gaaaak.guk. Fazilet’in kulağıma fısıldadığına göre Ahmet Ertegün’e Hoca’nın daha önce yazdıklarını tercüme etmişler…gaaak.guuuk. İş adamı Hoca’ya kızarmış. Hatta Hoca’nın bir dostundan öğrendiğine göre Ertegün bir gün Hoca’yı kasdederek “ Özbeklere ayağını atmasın…kırdırırımâ€? demiş. Gruk.Tısss. Fazilet pek dedi-kodu sevmez ama yine de sordum: Kaşlarını çattı… gagasını gerdi ve bana dedi ki: -Hoca bu tehdidden sonra iyice kızdı, her fırsatta adamın üzerine gitmeye başladı, bilirsin tehdide hiç gelemez… Polis Burhan’ın dediği gibi asapları bozuldu…Ertegün’le arayı iyice açtı… Asıl sebebi biliyor musun Rezalet…? -Hayır, bilmiyorum.Gak…Guuuuk. Aman anlat Fazilet… -Tekke’nin tamirinden sonra açılış günü Ahmet Ertegün, dostu eski Amerikan Dış İşleri Bakanı Henry Kissinger’i davet etmişti, Hoca o zaman çalıştığı gazeteye “eli kanlı, ayağı kanlı bu adam benim şeyhimin mezarı üzerinde ne geziyor ?â€? diye yazmıştı, ona kızmış… -Yaaaa…gak.guk… Hoca neden öyle yazmış ? -O Kissinger denen adam, bir zamanlar üç bin Şili’li genci uçaklardan okyanus’un sularına atan general Pinoşe’nin baş destekçisiydi de onun için… Sen politikadan anlamazsın ama bunları öğren… öbür kargalara da öğret…. Dünyadaki bütün Kargalar Ahmet Ertegün’ün, Kissinger’in Pinoşe’nin işlerini öğrensinler….günlerce gülsünler… Belki o zaman Hoca da rahatlar… Fazilet ara sıra işe yarıyor… Bu bilgileri pek beğendim doğrusu…Gaaak.Guuuk. Şimdi Amerikalı iş Adamı ile ortağı “tilkiâ€?nin yanına gitmem gerekiyor… Gaaak.GukTakTukur. Tırıssss
Okullar Açılmadan
Yayınlanma tarafından 23 Temmuz 2006 Kategori: Kargadan Haberler 0 Yorum165 GörünümBirisi bir konuda Hoca’ya “referansların zayıfâ€? dedi. Fazilet’e sordum “referansâ€? ne demek ? “Bilgi kaynağıâ€? dedi. Gak…Gukk…Guruk takır…(Hayret sesi) Anlamadım ya neyse, Hoca çok kızdı…belli etmedi. Gak…Guk. Sonra kendi kendine konuşmuş, Fazilet duymuş. Hoca diyormuş ki: “ Ben bunca yıl İstanbul’da ilim çevrelerinde bulundum, koca koca bilgin kişilerle sohbet ettim. İlk gençliğimde ağzımı açmaz sıramı beklerdim. Sonra yaşlandım, herkes benden birşeyler bekler oldu. O zamanda de yine bilmediğim şeyleri söylemez, susardım. Sadece iyi bildiklerimi söylerdim. Hiç kimse bana o zamanlar o şehirde, tek bir gün “referansların zayıfâ€? demedi… Bu ayı şimdi Sapanca’da neden bana böyle söyledi…?â€? Gaaak.Guuuk. Kısss. Tısss…(Üzüntü sesi) Faziletle birlikte gürültü etmemeye çalışarak Hoca’ya yaklaştık. Bakışları derinleşmiş, tüyleri kabarmıştı. Yüzünde hafif bir sarılık vardı. Belli ki bir ızdırap yaşıyordu… O sırada yanında elli yıllık dostu “polisâ€? lakaplı Burhan vardı. İstanbul’dan Sapanca’ya misafir gelmişti. Burhan oldukça yaşlı ve hastaydı. Hoca’ya dedi ki “neden buraya geldin ? â€? Göl kıyısındaki çay bahçesinde oturuyorlardı. Hoca başını Göl’e doğru çevirdi. Anlaşılmaz bir sesle “bir halt ettik ki sorma Polisâ€? dedi… Gözünden bir damla yaş aktı… Polis dedi ki: “Okullar açılmadan eşyayı topla İstanbul’a gel…â€? gaaaarkk. Guuuurk. Tak. Tuk Takır Tıssss. Ihı….Ihı…
Son Yorumlar