Yayınlanma nezihuzel tarafından 14 Şubat 2007
Kategori: Günün Çilesi
265 Görünüm

Pierre Loti, Resim:Henri Rousseau (Laval 1844-Paris 1910)
Birinci Dünya savaşına yaklaşan günlerde ve hatta savaş içinde Osmanlı Türkiyesi’nin en heyecanlı savunucusuydu Pierre Loti… O sırada Batı, Almanya‘nın savaş ortağı Türkiye‘yi, karşısına dikilen düşmanlarının en koyusu sayıyordu. O günlerde bir Batılı olarak Türkiye‘yi savunmak Batı dünyası için hiyanetlerin en katısıydı. Ancak Pierre Loti Türk halkını öylesine sevmişti ki, savaşın kahredici atmosferi içinde her türlü tehlikeyi göze alarak yanında yer aldığı Osmanlı-Türk dünyasını inanılmaz bir gayretle savunuyordu. Bu alanda tek Batılı sanırım Pierre Loti olmalıdır.
Pierre Loti bir gün şişhane tepelerinden İstanbul tarafına bakmış ve büyük camilerin minarelerini işaret ederek “Köhne Bizans’ın üzerine mert Asyalı’ların diktikleri zafer mızrakları…” demişti. Asya‘dan yola çıkarak Batı‘ya yürüyen Türk‘ün yüzyıllar süren şanlı zaferini bundan daha iyi anlatacak bir insan bulunabilir mi ? Ayrıca bu insanın bir yabancı olduğuna inanılabilir mi ?
Loti’yi sakın unutmayın yazısını okumaya devam edin
Yayınlanma nezihuzel tarafından 13 Şubat 2007
Kategori: Baş Yazı
353 Görünüm

Mir Sait Sultan Galiyev
Ne birinin, ne diğerinin, ne de üçüncüsünün, saatlerce anlatmaya çalıştıkları konuda dişe dokunur bilgileri var. Bir takım dedikoduları tarih diye, dinleyenlere yutturma sevdası taşıyorlar. Biri tarihe soyunmuş, kaynak yoksulu biçare bir gazeteci, diğeri uzun zaman gazete yöneticiliği yapmış, adının başına rozet gibi bir de “Doç. Dr.” Sıfatı eklemiş bir köhne bilimsel… Üçüncüsü rahmetli olmuş…O’na dokunulmaz.
Konumuz mir Sait Sultan Galiyev: Kazan Tatarlarından. Yüzyılın başında yetişmiş. Gençliğinde, Osmanlı‘da “Jön Türkler” denen siyasî grubun Orta Asya versiyonu. Oradaki isimleri “Ceditçi” Bir zamanlar Çarlık Rusya’sını yıkarak yerine, bu gün Dünya sahnesinde yer almayan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler birliğini kuran kadro‘nun içinde… Rusların arasında Rus olmayan tek adam. Kazan üniversitesinden Lenin‘in sıra arkadaşı. Stalin‘le sonradan tanışmış… Her üçü de yaşlı Dünya‘ya yeni bir nizam vermek için yola çıkmışlar… Bakın sonra neler olmuş…
Tarihi sulandırma görevi yazısını okumaya devam edin
Yayınlanma nezihuzel tarafından 13 Şubat 2007
Kategori: Baş Yazı
282 Görünüm

Taha Yasin
Bağdat‘ta iki senede 300 bin kişiyi öldürenler 148 kişinin ölümüne neden olan Taha Yasin Ramazan‘ı ölüme mahkum ettiler. Bir idam mahkumunun ruh halini merak edenlerin, Taha Yasin‘in mahkemede “Allah biliyor… hiçbir kötü iş yapmadım…” dediği an, saptanan görüntüde, gözlerinin içine bakmalarını tavsiye ederim. Yeryüzünde hiçbir yaşayan canlının, diğer bir canlıya böyle bir zulüm yapmaya hakkı yoktur. Hayvanat bile bu derecede gaddar olamaz. Şu hayal âleminde kim kimin hayatını söndürmeye yetkilidir ki…
Siz kamu görevi yapan, suçlu veya suçsuz bir insana, bu gün ceza verebilirsiniz ama o ceza bu gün için olur. bunun bir de “yarını” var. Suç görecelidir.Siyasette bir devrin suçlusu, bir başka devrin suçsuzu, bir devrin suçsuzu, bir başka devrin suçlusu’dur Suçlu “insan” yok, suçlu “devir” vardır. Neye yarar ki devirleri insanlar çekip çevirdiği için, suçlar yeryüzünde salınan insan bedenlerinde odaklaşıyor. Devirlerin suçu insanlara yükleniyor. Devrin suçu insan aynasında yansıyor. Devri yakalayıp suçlayamadığınıza göre, birini yakalayıp toplumun suçunu onun boynuna asıyorsunuz. Bu siyasettir. Siyaset kendi suçunu başkasına yükleme san’atıdır.
Günlerin Geleceği var yazısını okumaya devam edin
Yayınlanma nezihuzel tarafından 07 Şubat 2007
Kategori: Destur
236 Görünüm
Nasıl elin vardı da o yazıyı yazdın ? için titremedi mi ? vicdanın sızlamadı mı ? Sende hiç mi gurur, kibir, asalet, onur, yücelik, vakar yok ? Kanın kuru mu senin ? İçin boş mu ? Neslin kesik, sülbün hâtâlı mı ? Kişilik özürlü müsün ? Sen nesin Allah aşkına, kimsin ? Kimlerdensin ? nerelisin ? Buraya nasıl geldin ? Hakk layiğini versin, nasıl ele geçirdin o gazetenin o köşesini ? Sana kim verdi o yeri, kim sundu o yetkileri , hiç mi utanman yok… ? Sakın ola ki Türk ve Müslüman olduğunu anlatmayasın, Müslüman’da vecd, Türk’te vakar olur…Sende bütün bunlar patlak araba lastiğinin içindeki hava gibi uçup gitmiş…
Senin izlediğin o gösterileri ben de izledim… Yıllarca hırsımdan ağladım, durdum. Okunmaz gazetelerde yazdım, çizdim. Dolmaz salonlarda, lokallerde konferans verdim. Becerebildiğim kadar, ulaşabildiğim kadar… ülkemin insanına faciayı anlatmaya çalıştım. Müslümanları İberya‘dan silen hırsız Aragon baronlarının dört yüz yıldan bu yana İspanya‘nın hemen her yöresinde düzenledikleri “Müslüman” katliamına dair festivalleri buradaki Müslümanlara ve Türklere anlatmaya çalıştım. Neye yarar ki Türkiye‘yi damardan ilgilendiren konular en zor Türklere anlatılıyor. Garip bir savunma kalkanı kurup sizi dinlemiyorlar…
Kültürel ihanet Tablosu yazısını okumaya devam edin
Yayınlanma nezihuzel tarafından 05 Şubat 2007
Kategori: Günün Çilesi
623 Görünüm
Beyoğlu Belediyesi parasız dağıtılan bir dergi çıkarıyor. Benimler röportaj yaptılar, kesip biçip kuşa benzetip öyle yayınladılar. “Yüreksiz”dostlar İşlerine gelmeyen yerleri çıkarmışlar, en çok yazının sonundaki “İstanbul’a hiç İstanbul’lu belediye reisi gelmedi ki…” cümlesine takılmış olacaklar. ben röportajın tamamını yayınlıyorum. Buyurun okuyun, iyi gelir.
Soru:Eski İstanbul ve Beyoğlu dendiğinde özellikle hatırladığınız ne var?
Cevap: Eski İstanbul Halic’le Marmara denizi arasındaki yarımadadır. Burası Bizans zamanı ortodoks, karşısı galata katolikti. Latin de derler. Bu alan bir İtalyan Ceneviz kontuvarıydı. Eski İstanbul ile Galata arasındaki sosyal ayırım Osmanlı yüzyıllarında da devam etmiş Galata daha sonra “Pera” sırtlarınnda doğru geliştiğinde bölgenin Latin karateri bozulmamıştır. Eski İstanbul‘da Bizans‘ı yenen İslam kültürü özellikle on sekiz ve on dokuzuncu yüzyıllarda Galata‘da gelişen Batı kültür ve yaşam biçimini alt edememiştir. Burada Osmanlı eserinin sayısı fazla değildir. Taksim suyu tesisleri, Ağa camii, Piyale Paşa Camii, Galata Mevlevîhânesi başlıca Osmanlı eserleridir. Galata Mevlevihanesi’ ne Galata kulesinden dolayı “Kulekapı Mevlevîhânesi” de derler.
İstanbul’lu reis gelmedi yazısını okumaya devam edin
Son Yorumlar