Â
Vaktiyle İran ÅŸahı kaçmış, sarayın muhafız alayı kumandanı tahtı boÅŸ bulunca geçip oturmuş… İşin garibine bakınız ki, kaçan ÅŸahın adı da “Kaçar…â€? Bir Türk aÅŸireti olan Kaçar Türklerinden “Kaçar Şahlarâ€? Sülalesi… Nasıl da yakışıyor… Son “Kaçarâ€? Ahmet Åžah 1923’te İngiltere’ye kaçınca ondan sonra gelen ve son “Kaçarâ€?ın yerine oturan sülaleye “Pehleviâ€? denmiÅŸ. “Pehlevanâ€? kabilesinden Rıza Åžah Pehlevî… Onun oÄŸlu da Muhammed Rıza Pehlevî. Onu da Ayetullah Humeynî kaçırdı.
Şimdi bizim iki eski okul arkadaşı, Atatürk’ten kalan köşkü boş bulunca, kumru başlı iki hanım hanımcığı ile geçip oturdular ya, biri oldu Başbakan, öbürü oldu Cumhurbaşkanı… Bunlara da “oturanlar� sülalesi demeli. Bir gün birileri bunları kaçırırsa yeni gelenlere de ağır işe heves ettikleri için “Kaçıranlar sülalesi� denebilir. Bu böyle yüzyıllarca süreceğe benziyor: “Oturanlar� ve sonradan gelerek onları “kaçıranlar…�
Bir zaman İçki yasağı koyan Padişah IV. Murat yanına baş vezirini de alarak, tebdil giyinip Saray’dan çıkmış, yürüyerek deniz kenarına varmışlar. Bir sandala binmişler, sandalcı küreklere asılmış, denize açılmışlar, tam deryanın ortasına geldiklerinde sandalcı aşağılarda bir yerden gizli bir testi çıkarmış, başlamış çekmeye, meğer sandalcı ünlü sarhoş Bekri Mustafa’ymış. Padişahı ve veziri tanımayan sandalcı, yolcuların kendisine dik dik baktığını görünce testiyi uzatmış:
 –Alın birer fırt demiş, Murat:
 –Yasak olduğunu bilmiyor musun ? demiş, Bekri:
 –Burası deniz, buraya kaptan paşa karışır demiş.
BaÅŸlamışlar deniz ortasında hep birlikte çekiÅŸtirmeye. Murat çekmiÅŸ, vezir çekmiÅŸ, sandalcı çekmiÅŸ. biraz sonra PadiÅŸah’la vezir’ in gözleri kaymış, zom olmuÅŸlar, PadiÅŸah Bekri’ye sormuÅŸ:
–Sen benim kim olduğumu biliyor musun ? Bekri:
 –Hayır bilmiyorum, bana ne, demiş. Padişah veziri göstermiş:
 –Bunu tanıyor musun ? Bekri ona da,
 –Hayır, deyince Hükümdar gürlemiş:
–Ben Murat, bu da benim baş vezirim demiş… Sandalcı hiç istifini bozmamış:
–Verin şu testiyi, iki yudum içince biriniz padişah oldunuz, öbürünüz baş vezir, birkaç fırt daha çekerseniz biriniz hâşâ Allah, diğeriniz peygamber olacaksınız demiş…
Devlet işi zordur. Allah vermesin. Bir zaman Üsküdar’da Sultantepe’de eski bir polis karakolu ve orada yaşlı bir polis memuru vardı. Ahpab olmuştuk. Bu yaşlı memur Mustafa Kemal Paşa’nın maiyetinde bulunmuş, ona hizmet etmiş, değerli bir insandı. Mustafa Kemal Yalova kaplıcalarının bahçesinde bir gün devlete ait önemli işler konuşurken orada bulunan bazı yakınları ve hükümet üyeleri hareketleriyle ona katılmadıklarını belli etmişler… Paşa’nın canı sıkılmış, etrafına bakınmış, itirazcıların kendi aralarında konuşmaya daldıkları bir sırada büyük adam, hemen arkasında duran ve o zaman pek yeni olan polis memuru ile göz göze gelmiş, ona:
–Bunlardan kurtulamıyorum, beni öldürecekler demiş.
Gerçekleşemeyen meşhur İzmir süikastinden sonra mahkeme edilerek asılanlar arasında ünlü Maliyeci Cavit’in de buluınduğu haberi gelince, o sırada İstanbul’da Park Otel’de bulunan Atatürk’ ün – Ne… onu da mı astınız ? diye tepki gösterdiğini ve o sırada elinde telgrafla yanında ayakta duran İsmet Paşa’nın masanın altından Atatürk’ün ayağına basarak –Zaaf göstermeyin Paşam, dediğini bu olaya tanık olanlardan dinlemiştim.
Padişahlar devirip saraylar yıkan, devirler kapatıp devirler açan, savaşa ordular sürüp, ülkeler fetheden bir efsanevî lider dahi çevresinden kurtulamıyor. Liderlerin, kumandanların, büyük adamların etrafında zamanla öylesine ağır bir çember oluşuyor ki, en sağlam kalelerden daha kavi… Hiçbir liderin böylesine güçlü, öldürücü, yok edici, çaresiz bir esaretten kurtulması mümkün değil. O zaman o biçare liderin, yakın çevrede onun adını öne sürerek alınan kararları onaylamaktan başka çaresi kalmıyor. Meğer ki Stalin gibi… Hitler gibi Pinochet gibi kanlı bir terörist diktatör olsun. Bunların son örnekleri de tarih oldu. Ama serpintileri devam ediyor. Böyle şeylerden uzak durmalı. Allaüâlem.
Bir Lider’in baÅŸa geliÅŸine kadar katettiÄŸi yollardaki hal tavır ve söylemlerinin, baÅŸa geçtikten bir zaman sonra 180 derece deÄŸisiklik göstermesinin nedenini merak eder dururdum. Bir zaman sonra yeni hükümetin gelisi ile kendimce gözlemlemeye baÅŸladım. Kamu dairelerinin kendini hemen belli eden partizan kadrolarının tavırlarındaki önce gerginlik, sonra zaferin verdigi gururla parlayan gözler, bir süreliÄŸine aman hemen çözülmeyelim nosyonumuzden ödün vermeyelim hallerinin verdiÄŸi stres ve sonra bunun yerini alan rahatlama, yavaÅŸ yavaÅŸ çözülme, sonrasında kendini üstün görme, kendilerinden olmayanı küçümsemeye varan deÄŸiÅŸiklikleri gördükçe, tabanın yavaÅŸ yavaÅŸ yönetimi ele geçirme yolunda ilerlediÄŸini hissetmek zor olmadı. Tepedeki adamın iÅŸinin hiç de kolay olmadığını hissettim ve tüylerim ürperdi. Allah ondan da bizlerden de merhametini esirgemesin, cümleyi korusun. Siz aklımızdan geçeni kelimelere döküyorsunuz, ömrünüze bereket.
liderin avanesi işi kendilerince maslahata göre kotarır ama fatura daima lidere kesilir.ne acaip iş?
DeÄŸerli Doktor,
Bekri’nin hikayesini okumadın galiba, pek hoÅŸuna gideceÄŸini tahmin etmiÅŸtim. Gülelim dedin ya hani…
Sayın Meydancı,
Ben Ankarada bir gün bir bakanın yanına, ellerinde dosyalarla giren müsteÅŸar ve yüksek düzeyde genel müdürlerin, adamın devamlı sözünü keserek onu hiç konuÅŸturmadıklarını izlemiÅŸtim. Bakana soru soruyorduk, müdürler cevap veriyordu, sonunda defalarca “size deÄŸil beyefendi bakana sorduk” demek zorunda kaldığımı hatırlarım. Bazı bakanlıklarda bakanın gölgesi bile yoktur, bütün iÅŸi daire halleder, bakana imza atmak düşer. Özellikle teknik bakanlıklarda adama laf ettirmezler. Daireden gelen bakanı da hiç sevmezler, dışardan olacak. MeÄŸer ki Unakıtan gibi eli maÅŸalı biri olsun. SaÄŸlık Bakanı’nın resimlerine dikkat ediyor musunuz ? ben her baktığımda arkasında yüzlerce insanlık haini ilaç firmasının hayalini görüyorum. Bunlar devlet sırrı deÄŸil Ankara’da herkes biliyor. Geçen hafta binlerce insanı hastahanelere koÅŸturan Aksaray’daki su kirlenmesini, kanalizasyon karışmasına baÄŸlayan SaÄŸlık Bakanlığı yüksek yetkilileri, kirlenmenin nehre atılan zehirli maddelerden geldiÄŸi anlaşılınca utandılar mı ? acaba. O maddeleri oraya atan firma, herhalde akrabalarıydı. Hoşçakalınız.
Selam,
Hocam nereden buluyorsunuz bu deyimleri ? “kumru baÅŸlı” 2 hanım hanımcık” tarifinden hareketle, özür dilerim ama insan gülmekten kendini alamıyor, hocam bu sakin ve derinden hatta narin nitelendirmeleriniz karşısında;Hürmetler.
YAzim hatalari icin ozrunuzu dilerim. Biraz acele etmekten kaynaklandi. Bir de hocam padisahin “ZOM” olusunu dusunemiyorum:)))
KendiliÄŸinden geliyor, “kumrubaÅŸ” ne güzel deÄŸil mi ? ister misin Fırstlady’lerin lakabı oluversin. Rabbim isterse neler olmaz ki ? Bizim klavyeden neler çıktığına bazen ben de ÅŸaşıyorum, aldı başını gidiyor, “sen çık aradan, kalsın seni yaradan” Fazla mı iddialı oldu… ? Neyse Aziz Nesin gitti ya, belki de topluma bir mizah yazarı lazım olacak. Kutsal yerden görev verilirse kim itiraz edebilir ?
Sadece IV.Murat deÄŸil Halife-i ruy-i zemin,zillûllâhı fil âlem” lakaplı 33. padiÅŸah Abdülmecid hazretleri de zom olup genç yaÅŸta müteverrim gitti. Rabbim günahlarını affeyleye… BaÅŸkaları da var… Yaradan kullarını Devlet BaÅŸkanı olma afetinden ve de müslümanları böylesine günahlardan korusun.
Amin hocam.
Oysa ne onurlu şeydir. Tüm kamuoyunun top yekün bir insanı lider seçmesi. Onu devletin başına getirmesi. Asil ve mübarek bir görev. Lakin bu gün gelinen noktaya bakınız. *** Bize ait ne varsa tarim, doğal kaynaklar, maddi manevi tüm değerlerimiz yok oldu hızla. Ne suyumuz kaldı ne gururumuz. Ne aklımız kaldı ne gönlümüz. Ne madenlerimiz ne mahsullerimiz ne hayvancılığımız. Onursuz bir boşlukta nereye tutunacağımızı bilemeden kaybolacağız. *** En iyisi siz esprilerle bizleri güldürerek düşünmeye sevk edin. Kıvrak kaleminiz ve farklı perspektifiniz mizahi duygularımızı hareket geçiriyor. Ömrünize ereket *** Fakat öte yandan En ağır durumlarda en zor şartlarda bile gülmeye olan ilgimiz bizi delirmekten kurtarıyor.(Herhalde) Ya da ataleti stabil kılmaya yarayan bir afyon ama her iki halde de keyif verdiğine şüphe yok. Güler misin, ağlar mısın derler ya.. O haldeyiz, Allah cümleye selamet versin. Hürmetlerimle,