Haziran, 2008 için Arşiv

Nefsi Emmare Gemisi

72282.jpg  

Sabah treni beni öğle üzeri Haydarpaşa’ya indirdi. İskele’de gemi var, bindik. –Karaköy diye bağırıyorlar, halbuki gemi’nin burnu Karaköy’e değil de Kadıköy’e baktığı için bazı yolcular –Bu Karaköy’e mi gidiyor ? diye soruyorlar, Kapıları açan iskele memuru  –Önce  Kadıköy’e sonra Karaköy’e gidecek, diye sinirli sinirli anlatmaya çalışıyor. Anlamıyorlar… yürüyüp gidiyorlar, arkadan gelenler yine aynı şeyi soruyor… Adamı kenara çektim –Bak  kardeşim dedim, ben bu  Kadıköy’de elli dört yıl oturdum, hiçbir idare, Karaköy’den kalkıp Kadıköy’e gelen, sonra geri dönen vapur; yolun yarısındaki Haydarpaşa iskelesine gelirken mi uğrasın ? dönerken mi uğrasın ? sorununu halledemedi.

 

Nefsi Emmare Gemisi yazısını okumaya devam edin

sular böyle akacaksa…

yusufcukk.jpg

 

Kalender çekirge dünyayı kafaya takmaz.

Şu Yeryüzü yıkılsa o asla dönüp bakmaz.

Kalender Çekirge’nin bu huyu biliniyor,
O nedenle gündemden giderek siliniyor.

O hiç aldırmıyor -benden iyisi yok diyor.
Dünyada derman az, belâ ararsan çok diyor.

Bir dala kondu mu, orada durup  bekliyor,
Ara sıra derin nefes alırken tekliyor.

Cinsdaşları onu gece gündüz itekliyor,
Onlara hep kızıyor, kinine kin ekliyor.

Tek dostu Yusufçuk, onun da kanadı yırtık,
Geçenlerde dala takıldı, oldu bir pırtık.

Uçarken yalpalıyor hem kuyruğu da çarpık,
Kalender kızdı ona, seslendi:  -Yeter artık.

Yusufçuk boyun büktü, dedi kalender kardeş,
Bulunmaz bana dünyada senin gibi bir eş.

Dilerim, ikimiz olursak ilerde mutlu,
Bu olayı cümle dostlar sayacaklar  kutlu.

Kalender dedi ey Yusufçuk, ne senin derdin,
Neden ikimizin arasını böylesine gerdin. 

Yusufçuk dedi kader böyleymiş ey Kalender,

Benim kanadım yırtık, sen misali semender.

Bizi ayrı  ayrı yaratmış yüce Yaradan,
Sen hiç anlamazsın, kırılan kalpten, yaradan.

Sen ufukta zoru görünce sıçrar kaçarsın,
Ben vızıldar uçarım, sen hep korku saçarsın.

Bacakların güçlüdür, hem çok  nâzik bedenin.

Tanrı sesini duydu her ibadet edenin. 

Bak ellerim nasıl toplandı, yükseldi göğe,
Sen ise doymuyorsun, kendini öğe öğe. 

Kalender’le Yusufçuk sonunda barıştılar.
Fundalara, dallara, çöplere  karıştılar.

 

Yolcu dedi bu diyarda çaresiz durulmaz.

Sular böyle akacaksa ne yapsan durulmaz.

Obama’nın kepçe Kulakları

images.jpg

MONT RUSHMORE, Dakota du Sud (Reuters) - Même au terme d’une course acharnée pour l’investiture, le démocrate Barack Obama n’a pas résisté à l’occasion d’une escapade en marge de ses rassemblements politiques - en se rendant au mémorial national du Mont Rushmore.Ce mémorial est célèbre pour ses sculptures géantes, en granit, des têtes de quatre présidents qui ont marqué l’histoire des Etats-Unis: George Washington, Thomas Jefferson, Theodore Roosevelt et Abraham Lincoln.

cari_obama.gif 
Peu après son arrivée dans le Dakota du Sud, où se déroulera le 3 juin l’une des deux dernières primaires démocrates, Obama, qui venait du Montana, autre Etat à se prononcer mardi, s’est rendu au pied des sculptures de 18 mètres de haut.Prié par la presse de dire s’il pouvait s’imaginer sculpté lui aussi dans le granit, un jour, aux côtés de ces grands hommes, il a ri et incriminé ses oreilles : “Je ne pense pas qu’avec mes oreilles, ça pourrait aller.”Deborah Charles, version française Eric Faye (NUzel,Courtoisie Reuters)
3193449621-les-oreilles-d-obama.jpg
 
Türkçe deÄŸerlendirme: Amerikan seçimlerinde Demokratların baÅŸkan adayı Obama,  Amerika’ nin dört büyük baÅŸkanı’nın granite oyulmuÅŸ 18 metre heykellerinin bulunduÄŸu Güney Dakota’daki Mont Rushmore dağını  3 haziranda ziyaret etmiÅŸ, gazeteciler: “siz de bir gün bunların arasında görünmeyi hayal edebilirmisiniz ? â€? diye sormuÅŸlar. Obama gülmüş,“Kulaklarım büyük, beni buraya sığdıramazlarâ€? demiÅŸ

Eski zaman laikleri

090420081026440949995.jpg                                                          

Bir zaman Çin’de kâhinler geleceği okumuşlar, İmparator’a haber vermişler: demişler ki : “yakında yağmurlar yağacak o yağmur suyundan içen insanlar delirecek� İmparator sormuş :

 –Ne yapalım…? Kâhinler yerlere kapanıp İmparator’un eteklerini yalamışlar. Kâhinler cevap vermişler:

–Büyük büyük su depoları yaptırınız yüce hakanımız. Deli yağmurlar başlamadan önce o depoları suyla doldursunlar. Kullarınız, bitene kadar, o sudan içip hiç olmazsa bir süre delirmesinler… İmparator’un aklı yatmış, inşaat için emir vermiş, ustalar kısa zamanda depoları kurmuşlar, içine su doldurmuşlar… Saray halkı yağmurları beklemeye başlamış.  

Az sonra kâhinlerin dediği çıkmış, bir fırtına başlamış ki, sormayın…arkadan denizler taşar gibi yağmurlar. Her taraf sel, kıyamet, günler haftalar sürmüş yağmur, dinmek bilmemiş. Dolu dolu kocaman kocaman yağarmış, sanki gökten kovalar boşanıyor. Damlalar sel olmuş, seller afet, afetten ölüm, açlık ve sefalet. Bütün bunlar bir yana, o sudan içen sapıtmış, Çin halkı hep birlikte delirmiş. Çinli’ler yollarda, sokaklarda, köylerde, kasabalarda oynuyor, zıplıyor, çalgı çalıp şarkı söylüyorlarmış. Saray halkı ise sessiz.  Deli suyu içmediler ya, hep depo suyu içtiklerine onlara bir şey olmamış. Huzur içinde yaşamaya devam etmişler.

Günler geçiyor, sokaklar deliden geçilmiyor, Saray halkı ise uslu sâkin olayları yüksek pencereden, kale bedeninden, mazgallardan seyrediyormuş. Ancak bir tehlike baş göstermiş. Devletin yüksek memurları, önceki idarenin baş efendileri, devletin birliğini korumakla yükümlü kolluk kuvvetleri bu anlamsız gidişin sonunu iyi görmemişler. Kara kara düşünmektense gidip İmparator’a derlerini dökmek istemişler. Varmışlar Taht’ın önüne, Hepsi birden İmparatoru etekleyip boyun kesmişler:

–Yüce imparatorumuz, verdiğiniz isabetli karar üzerine hepimiz depo suyu içerek delilik belâsından kurtulduk, uslu ve akıllı kaldık, ancak deliliğin doruğunda yaşayan bu halk artık bize uymuyor, verdiğimiz emirleri dinlemiyorlar, İmparatorluğunuzda hükmünüz geçersiz, kanunlarınız anlamsız,  mülkünüz harab, bayrağınız yerle bir oldu, memleket elden gitmek üzere… İmparator anlatılanları uzun uzun dinledikten sonra sormuş:

–Ne yapalım…

–Biz de deli suyu içelim, delirelim, deli delinin sözünü anlar, o zaman tekrar hükmünüz yerine gelir, imparatorluk kurtulur…demişler. Bunun üzerine imparator emir vermiş, depolarda kalan suyu boşaltmışlar ve onlar da deli suyu içerek deliren halkın arasına karışmışlar. O gün bu gün herkes deliymiş.

 

Dostlar ! bu Çin hikayesi gerçektir. O zamanda beri tüm halk deliymiş… Kimse de şikayetçi değilmiş. Deli delinin sözüne uyduğundan insanlar geçinip gidiyorlarmış.

Seksen şu kadar yıl önce bir devlet kurmuşsunuz… Adına “laik� demişsiniz. Seksen yılda halkınız hiç mi değişmedi ? değişmeyecek mi ? değişmesin mi ? Osmanlı İmparatorluğu değişmediği, yeni zamanlara uymadığı için battı, bu da mı batsın ? Büyük Britanya İmparatorluğu değişti, zamana uydu, batmadı, kendini kurtardı, neden Türkiye Cumhuriyetini batırnaya çalışıyorsunuz.  “Laiklik� çıktığı yerde değişmiş, siz hâla “eski zaman laikleri…� Hayır efendim, diyorlar bizim laikliğimiz özel “Türkiye Cumhuriyeti laikliği…� O da ne demek ? sen kimsin ? senin adın ne ? şu yaşanan dünyadaki yerini söyle ?

Adına devlet kurduğunuz bu aziz millet, sizce dangıl dungul aptal deli mi ? O zaman siz de için o yağmur suyunu siz de delirin, yoksa yakında kimse sözünüzü dinlemeyecek. Sokakları oyuncular çoktan sardı bile ? Kanunlarınız artık geçmiyor.

Zavallılar, ne kadar da biçâresiniz. Halkımız sizi çoktan etkisiz kıldı. Batı’ya sürdü, Ege’den denize döktü, Sınıfınız dağıldı, hükmünüz yerle bir oldu, hâlâ oturmuşsunuz Ankara kalesine Kellim Kellim la yemfa… Suyuna tirit lakırdılar. Eloğlu sınırlar kalkacak, dünyayı şirketler yönetecek, ırkçılık tarih oldu diyor, bunlar “dur, daha değil� diyorlar, kimin adına ve ne için ?  İnsanlar yüzyıllardan beri gelen idare, sistem, rejim numaralarından bıkkınlık getirip yeni ufuklarda yeni araştırmalara girmişler, bunlar mazgal deliklerinden ortalığı seyrediyorlar.

Rabbim İnsanoğluna akıl fikir ve şu zamanı aşıp, zincir parçalama gücü versin. Bu demir kuşak bu bedene dar geliyor.

Büyük Reis’in sözü

sef.jpg                                            

-Hoca sabah Büyük Reis’le telefonda konuştu. Gaaak guuk.

-Ne Reisi ?

-Belediye reisi…

-Ne konuÅŸtular ?

-Hiç… her zamanki gibi, gaaak guuk .

-Yine kültür evi projesi mi ?
-Bildin, Hoca Büyük Reis’le ne konuşur kı ? gaak guuk

-Bu sefer söz alsaydı bari,

-Tabii ki aldı. Büyük Reis söz verdi.

-Ne dedi…?

-“Tabii canım� dedi.

-O ne demek ?
-Bu “tabii canımâ€? sözcüğü telefonlarda son zamanda çok yayıldı “yeter artık, uzatma, iÅŸim var kapa telefonu…â€? anlamına geliyor, gaaaak. Eski “siz bilirsiniz…”in yerine.
-Yaaa,


-Tabi ki yaaa… Gakk. Guruk Tıkırrrr adam telefonu kapamazsa “tabii canım�lar arka arkaya devam ediyor… taaa ki telefon kapanıncaya kadar… “tabii canım�lar başladıktan sonra artık hiçbir şey konuşulmuyor, Reis de öyle yaptı, bir ara “sizden başka kime ev vereceğiz� dedi sonra yine “tabii canım�la işi bitirdi.

-Hoca tepki göstermedi mi ?

-Ben mezara gidince kurarsınız adıma bir kültür evi, asarsınız resmimi duvara, bir de mevlut okutursunuz, pilavlı olsun, sonra ne var ne yok yağma… dedi.

-Rezalet uyduruyorsun Hoca öyle şeyler demez…

-Vallahi dedi… sana karga yemini gaaak, guuuk, tak, tukur.

-Demez,

-Tabii canım…dedi, demese sana söyler miyim ?

Fazilet’le Rezalet ağlamaklı oldular, Fazilet dedi ki:
-Rezalet hadi aç kanatları gidelim Üsküdar’a soralım Reis’e acaba saat kaç ?

Fazilet’le Rezalet uzun ve mutlu bir uçuştan sonar Üsküdar’a vardılar… Tepeden bakınca büyük Belediye Sarayı’nı hemen fark ettiler. Birlikte dalışa geçerek Reis’in bulunduğu odanın camına kondular. Önce Fazilet konuştu:

-Sayın Reisim saat kaç ?

Reis başını kaldırmadan cevap verdi:

-Üç… halbuki saat dördü on geçiyordu. Rezalet atıldı:

-Sayın Başkanım sizin saatiniz geri kalmış, saat dördü on geçiyor. Reis gürlerdi:

-Sen benim saatimle nasıl alay edersin ? Fazilet lafa karıştı :

-Sayın Başkanım Rezalet haklı, saat dördü onbir geçiyor… Reis küplere bindi, telefonu açtı yardımcılarına sordu: –Saat ikiye beş var dediler, sonra başka birine sordu o da iki buçuk dedi. Reis şaşırdı, kızdı, bağırdı çağırdı, saçlarını yoldu, önündeki masaya yumruk attı. Sekreterlerini odaya topladı, kime sorduysa sonuç alamadı. Üsküdar Belediyesi’nde saatin kaç olduğunu bilen yoktu. Fazilet Rezalet’in kulağına eğildi :

–Rezalet, işte şimdi rezaletin büyüğü çıkacak, devrim olacak kan gövdeyi götürecek, hadi buradan gidelim, Hoca bizi paralar dedi… Gaaak, guuuk. Rezalet Fazilet’e bakmadan cevap verdi :

 –Tabii canım

Uçarak ufuklara karıştılar. İki meraklı karga Belediye’nin saatini öğrenemediler. Kültür evi projesi ise kimbilir hangi gelecek bahara kaldı ? Büyük Reis söz verdi, gelecek büyük reislerden biri inşallah sözü yerine getirecektir. O zaman bir Hoca daha aranacak, gidenin hatırına gelene eyvallah denecektir. Gidene mum yakılacak gelene kına… Hayırlısı Allahtan, haberin devamı kargalardan…


Son Yorumlar