Kalender, gitti gider,
Yusufçuk ondan beter.
Çekirgedir zıpladı,
Yusufçuk pırpırladı.
Kalenderin kankası,
Yusufçuktur cakası.
Birden uçtu ikisi,
Bir sır oldu gerisi.
Bu gün bu telaş neden ?
Bilmek gerek tez elden.
Yaradan öyle yazmış,
Yaradan, ah kan sızmış.
Kalbinde yoktur tasa,
İnanma sen o yasa.
Kalenderdir aldırmaz,
Yusufçuk, hiç kondurmaz.
Herkes kendine yansın.
Yolcu bu aşka kansın.
Bir yusufçuk bir çekirge,
Herkes şaştı bu işe,
Varsın biri Od’a yansın,
Karanlıklar aydınlansın.
Diğeri aymazken gafletinden,
Beriki zıplasın neşesinden,
Keser döner sap döner,
Çekirge de yusufçuğa döner.
Birinin Od’u söner,
Ötekinin göz feri,
Bir yanar Aşk kendileyin,
Bir de Pir-i Aşık’ı Ilahi.
Meydancı hakikate dön yüzün,
Hak’ka bağla sen özün,
Lâl olsun ağzın dilin,
Faydası yoktur çok sözün.
Yaşa Meydancı, Yusufçuğu sevdin değil mi ? Çekirge’nin vurdum duymazlığına nasıl da ışık tutuyor… Aramızda ne çok kalender çekirge ve nazik yusufçuk var… Âlemde şaşmamak asla mümkün değil.
Alemde hayretnüma herşey aslıyla…
Neyler ki; hayretnümalar aslından ötelere düşmüş zaman ve zemin farkıyla…
Aldırmazlar, kondurmazlara suri bakarken; aslından uzaklaşmış yolcular…
‘ Neme lazıma ‘ yapışmış kendine bile yanamazmış aslında.