Birden sardı ruhumu

Ankara aziz bir il
Bilmez bunu her cahil
Memleket
ona kefil
Varlığımıza delil

Bozkırın ortasında
Çağların arasında
Ruhun maverasında
Yüce macerasında

Yunus seslenir yine:
“Gördüm yapılır şehir,
Dahi yapılayazdım
Taş toprak arasında”

Birden sardı ruhumu
Ulu Pir’in konumu
Sordum ona yolumu
Hem sağımı solumu

Bir kalp atar bu yerde
Hem varlıkta hem serde
Devlet hüküm keserde
Görünür eserde

Rabbin varlığını bil
Şeytanı kalbinden sil
Kudurmuşluktan kesil
Bir gün gelir bir nesil

“Birden sardı ruhumu” için 20 Yorum yapılmış.


  1. 1 erdal 04 Ocak 2010 13:12

    merhaba nezih bey,
    gecmis olsun! Ankara sevginizi cok ilginc buluyorum. her nedense ankaralilar bile ankarayi pek sevmiyorlar. ben de ankarayi cok seviyorum. atatürk ve haci bayram´dan dolayi seviyorum. ama ankarayi cok iyi bildigimi de iddia edemem. bes kez kisa kisa ziyaret etmek nasip oldu simdilik.
    selamlar

  2. 2 nezihuzel 05 Ocak 2010 04:07

    İstanbullu’lar İstanbul’u Konyalı’lar Konya’yı Adanalı’lar Adana’yı sevmeyebilir, ben insanlardan değil, şehirlerden bahsettim.Yukarıdaki yazı turist rehberi değildir.Lütfen bir kere daha okuyunuz.

  3. 3 erdal 05 Ocak 2010 11:03

    Tamam, tekrar okudum. Ben de zaten turist rehberi olarak algilamamistim. Yazida neyi kastettiginizi anladigimi düsünüyorum.
    Ama belki de anlamamisimdir. Beni oraya ceken de sehrin binalari ve asfalt yollari degil, oranin ruhu.
    Selamlar

  4. 4 mahmut can yağmurdur 07 Ocak 2010 15:35

    Selamlar

    Bu dizeler fakire Müştak Baba’nın bir şiirini hatırlattı.
    Sevgi saygı ve esenlik dileklerimle…

  5. 5 Sencer 08 Ocak 2010 00:07

    Nezih bey,

    Ankara sizde hos bir seda birakmis. Haci Bayram hz.ni dahi Yunus diye gostermis.

    Muhabbetle bakinca:

    Aşıklar canı satılır,
    Ol şarın bazaresinde.

    Şar dedikleri gönüldür,
    Ne alimdür ne cahildür.

    Aşıklar kanı sebildür,
    Ol şarın kenaresinde.

    Bu sözümü arif anlar,
    Cahiller bilmeyüp tanlar.

    Hacı Bayram kendi banlar,
    Ol şarın minaresinde.

    Muhabbetle kaliniz…

  6. 6 Adil Bora 09 Ocak 2010 12:53

    Ankara Ankara Güzel Ankara,
    Seni görmek ister her bahtı kara…

    Yılda 5-6 kez ziyaret ettiğim Başkentimiz,
    Anadolu’nun neşeli, iyi kalpli, şirin tatli kurnaz kahraman insanlarının başkenti. Yozlaşmadan, betonlaşmadan, erozyondan, yokluktan her il kadar, bürokrasiden, kayırmadan, idareden, bozkırdan, kuraklıktan biraz daha fazla payını almış güzel Orta Anadolu kenti. Tarihinle, maneviyatınla, asırlar boyu anadolunun tam ortasında sahit olduğun meseleler, sahne oldugun insan olayları ile kültür mirasınla çok yaşa. Hastanelerinde şifa arayan hastaların, ünevirsitelerinden pırıl pırıl mezun olan doktorlarınla, Cumhurbaşkanlarına şifa dağıtan doktorlarınla, bize Istanbul’a dönüşümüzde yaşattığın huzur ile çok yaşa….

  7. 7 Ayşegül Serdar 10 Ocak 2010 01:20

    Nezih Hocam,
    Size nasıl ulaşırım. Ben Adapazarı’nda öğretmenim. Ankara’lıyım ve Ankara’ ya aşık bir insanım. Sizi çok geç tanıdım. Ben sufi olmak istiyorum. Kul değil Allah ile olmak istiyorum. Melami bir hocam vardı Kemal Karlıova. Onunla sohbet ederdim ama onu kaybettim uzun zaman önce .
    Beni benden değil Ney’den dinle,
    Ben bende değilim
    Ney’deki nefesteyim.
    Üflemezsen , kafesteyim…
    Hocam size yazdığım bir yazıyı da yollamak isterim kabu ederseniz. Fikrinize ihtiyacım var.
    Bu arada Ankara olmasaydı İstanbul olmazdı. Bunu Yahya Kemal Beyatlı’ya söylemek isterdim…Ankara güvenin, kararlılığın, mütevaziliğin Hacı Bayram Veli’nin şehridir…Ankara Atatürk’ün , Cumhuriyetin başkentidir.

  8. 8 Ayşegül Serdar 10 Ocak 2010 01:24

    “Sen ki ilahi sırların nüshasısın;
    Sen ki Tanrı güzelliğinin aynasısın;
    Alemde var olan her şey senin dışında değildir.
    İsteyeceğin her şeyi kendinden iste.”
    Hz.MEVLANA

    HER DEM BİR SEVGİ, HER SEVGİ BİR DEM

    I
    Her şeyin başlangıcıydı sevmek. Varoluşun temeliydi. Kendini gerçekleştirmekti sevgi. Kendini sevmekle başlamalı işe.Bunu başarırsak kendimizi, birbirimizi, evreni de kucaklarız. Geç değil. Hemen şimdi başlayalım.Kendimizi sevmek için savaşalım.Neden? Ne oldu? Zor mu?Zor.Dünyanın en zor işi: Kendini sevmek.Yürek ister, akıl ve güç ister sevmek. Kendi bilmek lazım. Akılla bilmek. Yürekle sevmek . Bunları ruha yükleyip, bedene yön vermek.Tanımını iyi yapmak gerek.Biliyoruz her şeyin anahtarı bunda.Lakin kapıyı açmak bir sır. Bilirsin kendini bilmesine de ,seversin kendini sevmesine de ; her dem sevgi, her sevgi bir dem.Sır. Zor.O yüzden gel bu işi Mevlana’ya sor!

    II
    Sabahın erken saatlerinde Hasan Dağı’nın karlı zirvelerini seyrederek düştüm yollara.Üç yıldır aynı yolda gidip geliyorum.Her gün seyredecek bir güzellik buluyorum. Buraya herkes Konya Ovası’ndaki , “Eskil çölü”, der. Toprak, gökyüzü ve hava bolca var. Dışarıdan gelenlerin şikayeti ; nasıl yer burası yeşil bir ağaç bile yok, mezarlıklarında da bir selvi yok…Bunları dinlerken güldüm. Gülerken de düşündüm.
    Toprak ne büyük nimettir.Bir avuç toprağın içinde binlerce alemin olduğunu görebilsek çölün nimet olduğu düşürdük. Bunu göremediğimiz sürece çöl olan içimizdir, yaşadığımız mekan değil.Biz bu içinde alemler olan topraktan gelmedik mi? Toprağı küçümsemek kendimizi küçümsemek değil mi? O toprak değil mi aşımız, katığımız, yurdumuz ve “ sadık yarimiz”. Minibüsten iner inmez eğilip bir avuç toprak aldım.Kokladım, hayat ve sevgi kokuyordu. Toprak bana gülümsüyordu.

    III
    Bir akşam üstü, gökyüzünde ansızın bir çizgi belirdi.Yaklaşıyordu.Bekledim merakla. Sonunda o anı yakaladım. Arka arkaya iki leylek sürüsü geçti. Öyle muhteşem bir andı ki! Balkondan atlayıp onlarla uçasım geldi. Uçmak için kanat mı gerekli ?Sanmam. Kanatsız uçtuğumuz anlar olmuştur elbette. Sevdiğimiz ve sevildiğimiz anlar. Düşünmeden lokmamızı paylaştımız anlar. Nedensiz mutlu olup, mutlu ettimiz anlar.İçimizle, birbirimizle barışık olduğumuz anlar.
    Her anım böyle olabilseydi. O zaman insan olamazdım galiba. Bu benim hedefim olabilirdi. Şaşar, beşer dememişler boşuna. Size anlattıklarım beşer anlarım ; nadir de olsa. Lakin deliyle veli arasındaki çizgiyi gören var mı?
    Beşer olmak için şaşar olmak gerekmez mi? Var olmak için hiç olmalı. Bulmak için kaybetmeli. Bazı zamanlar kendimizi yitirmeyi, kaybetmeyi, dağıtmayı, unufak olmayı istemedik mi? Ben istedim . Nadir de olsa başardığım anlar olmuştur. Bu beni yeniden ben yapıyor. Kendimi yitirip bulmayı , kendime kavuşmayı seviyorum.Ya bir gün kendimi bulamazsam ! Bu beni korkutuyor.
    Bu hallerimi bana verilen hayata ve yaşadıklarıma borçluyum. Mevlana çocukluğumdan beri hayatımda, bana hiç yabancı değil, ben yabancıyım hala O’na. Yakın olmak korkutuyor beni. Ne zaman kapısına gitsem açık. Bir adım atmam yeterli. Oysa ben kapıyı kapayıp dönmeyi seçiyorum. “Henüz değil!”, diyor , içim. Henüz değil.

    IV
    İlçede derme çatma bir barakada ayakkabı tamirciliği yapan , aydınlık yüzlü bir dedem vardı.Hatırını sormak için yanına uğrardım.Örste ayakkabının derisi döverken ellerindeki gurur, her an şükürle bakan gözleri…O halini seyrederken aldığım haz, beni yerden göğe, gökten yere çalar dururdu..Kah örs olasım, kah çekiç olasım gelirdi. Oysa dövülen deri olmak var serde!Dövülenin kibrimin olmasını ne kadar isterdim.. Örs, çekiç ile dedenin arasındaki sevginin tarifini kim yapabilir ? Ben yapamadım. Ancak seyrettim. Dünya gözüyle mi, gönül gözüyle mi? Onu bilemedim.Dedeyi kıskandım. Sırrı çözemedim. Örs mü, çekiç mi , deri mi ?Yoksa onları işleyen elde miydi sır?

    V
    Bir çocuk, adı Alican . Burnundan sümük eksik olmayan , ayakları çıplak koşan.Bu çocuk ile ilk karşılaşmam,bir kış gününde olmuştu.Soğuk insanın canını acıtıyordu.Elimden tuttu, kirden teninin rengi değişen yüzüyle , yüzüme baktı. İçimde dolaştı bakışları. Markete gittik. Bir oyuncak beğendi . Aldık. Elimi bırakıp koşarak gitti. Gözlerindeki parıltı yaşamımda aldığım en güzel armağandı.
    Vermek ne güzel. Bize verilmiş olanı veriyoruz. Sahibi olduğunu sandığımız her şey aslında bizim mi?. Bize verilenlerdir onlar. Gerektiğinde, zamanı geldiğinde paylaşalım diye. Neden diretiriz bizim olmayana efendilik etmeye? Yaratılan olmanın tadını çıkarmak varken, yaratanla boy ölçüşmek niye!
    Sevgi bize en cömertce verilen duygudur. Oysa biz onu ne cimrilikler yapıp saklarız. Dirhem dirhem harcarız. Kendimize bile vermekten korkar, çekiniriz. Sevgi yoksa merhamet, hoşgörü de yoktur. Sevginin olmadığı yerde hayat olabilir mi? Yaradılma nedenimizdir sevgi. Eşyayı dahi sevmek gerektiğini düşünürüm.Nesneleri severek kullandığınızda onlar da sizi sever. Bir farkına varabilsek; sahip olduğumuz herşeyin bir lutuf olduğunun. Bunu koruman tek yolunun da sevgi olduğunu, bir anlasak. Oysa sevgi adına, birbirimize olan sevgiyi kullanarak birbirimizi tüketiyoruz.

    Çocukken insanın dünyası ne büyüktür değil mi? O büyüklük, sevginin varlığından kaynaklanır. Büyüdükçe küçülür dünyamız. Ne yazık! Varolanın varlığını korumak yerine , yoketmek için uğraşımız niye!

    V
    Çoğu zaman gök yüzüne bakıyorum. Bakarken o mavi sonsuzlukta küçüldüğümü, bir zerre olduğumu hissediyorum.
    Her gün uyandığımda yeni bir dünya görüyorum. Aynada baktığım yüzüm bile yeni. Her şeye, herkese inat, ben, her gün sevdalanıyorum havaya, suya, taşa, toprağa, ota, çöpe ama en çok “ben”deki “ben”e, “sen”deki “ben”e, “o”ndaki “ben”e, “hepimiz”deki “Tek” olana. Ne ilginç değil mi! Tek yani “bir” olmasaydı sayılar, matematik olmazdı. Düzen olmazdı. Evren , hayat olmazdı. Sevgi olmazdı. Herşey “ bir “ ile başladı. “ Bir “ ise herşey oluyor.

    VI
    Bu kadar yakında olanı , bu kadar uzakta aramak niye. İçimizde olan, yaradılışımızda olan sevgiyi nasıl körleştiririz ya da savururuz. Sonra başlarız yabancılaşmaya kendimize ve evrene.
    Bildiğine erişememek çok zor. İçine, sana en yakın olana , o sana erişirken her an , senin ona arkanı dönmen ; delilik bu.

    VII
    Sen O’na erişemesende, arkanı dönsende ,arana Kaf Dağı’nı koysan da, sana her an erişendir seni seven.
    Ne ararsak arayalım önce kendimizde aramalıyız. Bizde olan evrenin yansımasıdır.
    Ayşegül SERDAR

  9. 9 Hakkı Farukoğlu 10 Ocak 2010 13:45

    Nezih Bey dünya işlerinden dünkü programı izleyemedim. Bir kaydı alındı mı acaba?

  10. 10 nezihuzel 10 Ocak 2010 15:55

    Evet alındı, Kanal’dan isteyebilirsiniz.

  11. 11 betül 11 Ocak 2010 19:55

    hocam iyi akşamlar, program çok keyifliydi, o gün mesaj atmak istedim ancak bizim hat müsade etmedi. pelin e her kez çok tepkili bende bu duruma tepkiliyim birazcık, kutup ayısı meselesi bana pek komik gelmedi, kutupluluk yada dualite, zıtlıklar hareketi sağlayan birbirlerini var eden bir takım kavramlar veya haller, siz bir ara dengeden bahsetmiştiniz bu kutupluluk arasında dengeler nasıl muhafaza edilebilir karanın baskınlığı sonucu değilmi ayıcıklarıda karartmaya başlayan komik geliyo kulağa ama acı da biraz aslında hocam bu arada, o gün kutbul aktam( yalnış yazmış olabilirim)kavramı yada hali bilemiyorum, kutupluluğunda ötesinde olan kavrayış hocam biraz açabilirmisiniz

  12. 12 nezihuzel 11 Ocak 2010 22:59

    Pelin oldukça cesaretli bir çağrışım yaptı, konunun dışına çıktığını farketmedi. Aslında “Kutub” kelimesinin üzerindeki yoğun saygı yükünü farketseydi bu duruma düşmezdi, neye yarar ki arada büyük kültür farkı far… “Kutub “inancı tasavvufta dünyanın yönetiminde söz sahibi olan ve Allaha her kuldan daha fazla yakın bulunan kişilerdir. “Ricali gayb” da denir “:Saklı ulu kişiler” anlamında. Evliya mertebesinden sonradır. Her devirde hayattadırlar. Birbirlerini kendileri tanırlar. Makamın bir de “Kutb ül aktab” mertebesi vardır ki “kutublar kutbu” demektir. Kutubların üzerindedir. Bir ismi de “Gavs” dır. O da her çağda tek bir kişi oluyor. Kim olduğu bilinmez. Geçmişte “Gavs” tanımı verilen tek kişi Kadıriyye tarikatının ilham kaynağı Cenab-ı Abdülkadir’dir. Abdürrezzak Kâşânî “Tasavvuf Sözlüğünde” Kutb ül aktabı şöyle tarif etmiş:” Gavs. Her zaman Allahın bakışının yöneldiği tek kişi” . Pelin hanımın “kutub ayısı” çağrışımı “evlere şenlik” ordu bozan muazzam bir gaftır. Bilmiyor… Gençtir. Affedersiniz. Kesinlikle kötü niyet aramayınız. Durum sonradan kendisine başarıyla izah edildi.

  13. 13 betül 11 Ocak 2010 23:24

    kutuplar kutbu bu çok ürpertici , çok derin… kavranması çok güç gibi geliyor. hocam çok teşekkür ederim

  14. 14 ismail 11 Ocak 2010 23:39

    Çok doğru onlara çok yabancı bir kavram.Avrupanın en mahrem tarihini biliyor amma kendi tarihi…

  15. 15 betül 12 Ocak 2010 00:19

    pelin hanım gayet saf bir karekter oda zaten bir çağrışımın kurbanı oldu, samimi çocukça bir dışa vurumdu, asla kötü niyet aramıyorum emeklerine sağlık herkezin, keyifle izlediğim kişiler hepsi, cumartesileri sabırsızlıkla bekliyorum. iyi geceler hocam kendinizi fazla yormayın ne olur

  16. 16 zuhal 12 Ocak 2010 11:58

    Hocam o programın sayesinde tanıdım sizi.Çok üzüldüm ilk başta neden bu kadar geç diye.Ertesi gün hemen arama motoruna yazdım isminizi nasıl aklımda kaldı anlamadım bir çırpıda yazıverdim şimdi tek istedigim sizden blogunuzda daha çok paylaşımınızın olmasıdır.Büyük bi merakla takibinizdeyim.Aynı zamanda yorumlarıda tek tek okuyorum gerçekten hepsi büyük özen ve birikimle yazılmış hepsine tek tek teşekürler.Ayşegül hanımın deneme yazısıda çok başarılı nacizane fikrim.

  17. 17 Hayrunisa Erkmen 12 Ocak 2010 14:04

    Sayın Nezih Bey, mümkün müdür bir yandan da sahife sahife Hz Pir’in Mesnevi’i uzerinden hal ilmine bir pencere açsanız… Bize hayata efendi’nizin penceresinden bakmayı öğretseniz. Kısacık hikayeler derin tespitler üzerinde dursak. Umman’a dalsak sayenizde. Bir Hu deseniz, bir gelenek uyandırsak burada… Teyitlerinizi bekleriz insallah. Kuzularim da nasiplensin biz abileri ablalari da.

  18. 18 Hayrunisa Erkmen 12 Ocak 2010 14:05

    “Sen ki ilahi sırların nüshasısın;
    Sen ki Tanrı güzelliğinin aynasısın;
    Alemde var olan her şey senin dışında değildir.
    İsteyeceğin her şeyi kendinden iste.”
    Hz.MEVLANA;

    EYVALLAH

  19. 19 Hakkı Farukoğlu 13 Ocak 2010 18:26

    Efendim program kaydını hala bulamadım. Yardımcı olabilir misiniz?

  20. 20 nezihuzel 13 Ocak 2010 18:30

    Bana da göndermediler, lütfen kanalı telefonla arayınız.

Yorum yapın




Son Yorumlar