'Destur' kategorisi için arşiv

Acaibat-ı mümkünat

Günün İncisi:

“Gümrükler çok önemlidir”
Gümrüklerden sorumlu Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı,

“kin’e” yenik düşmediler

img_yusufcuk210511.jpg

 

Kalender Çekirge kalenderlikte birinci

Onun her söylediği, bu dünyada bir inci

Kalender’in kankası bilirsiniz Yusufçuk
Eni Kalender’den kısa, boyu da bir buçuk

Kalender bir zıpladı mı, Yusufçuğu geçer
Yusufçuk’tan özge eğriyi doğruyu seçer

Yusufçuk kararsızdır, hem şurada hem burda
Kalender tutarlıdır, hem ovada hem kırda

Bir gün  bir dala kondu Çekirge hoplayarak

Yusufçuk yetişti arkadan, nal toplayarak

 

Çekirge dedi –Neredeydin ? hep seni andım

Gözlerim yolda kaldı, sıkıntıdan bunaldım

Yusufçuk başın eğdi, dedi –Dostum Çekirge,
Her zaman gelemem, ne diyeceksen tiz söyle

Karardı gitti Çekirge, bir an durdu öyle
Nasıl dostsun sen ? yakışıyor mu sana böyle  ?

Yusufçuk’la Çekirge henüz yepyeniydiler
Sevgiye, dostluğa daha baştan teşneydiler

Ne var ki bunlar birbirinden az çok  farklıydı
Yaradan öyle yaratmış, huyları da ayrıydı

Yine de anlaştılar, gönüllerde birleşip
Kafaları karışmadı, temelde eşleşip

Biri var derken, diğeri demedi asla yok
Biri aza kanarken,  diğeri demedi çok  

Gün oldu ya ters, ya  ayrı şeyler söylediler
Ama hiç bir zaman, “ kin’e” yenik düşmediler  

Birbirine hiç benzemeyen bu iki varlık

Nasıl anlaştılar ? herkes baktı alık alık

Hey, kahraman yolcu sen bunları alıştırdın
Sapla samanı Destur ! bilmeden karıştırdın

lütfen, yorumsuz yorumlar

Nezih Uzel‘den not: 

1) Yorum yapmadan önce yazıyı okuyunuz.

2) Lütfen yazı ile ilgili olmayan yorum yapmayınız.

3)Yorumdan ziyade sorularınızı bekliyoruz.

4) Üç çeşit soru vardır:

     I) Bir ön yargıyı doğrulatmaya çalışan sorular.

     2) Eleştiri amaçlı, yorumlu sorular.

     3) Yorumsuz, önyargısız, gerçek sorular.

 5) Lütfen üçüncü kategoriyi seçiniz.

6) Lütfen soru sahipleri kendi aralarında konuşmasınlar,

     bu amaçla kendi e-mail’lerini kullanabilirler.

7) Referans kabul edilen bir kişin önünde iki veya daha çok

    kişinin, kendi aralarında konuşmaları, etiğe aykırıdır.

  

                                                         Saygılarımla Nezih Uzel

Kültürsüz Kültür Bakanları

t6hveca9suyq2caprej5lcakozzbqcanb6jg8ca5ovlcdca7apynxca928ii2ca65wx72caf2en1mca5l8ys4ca8aq747cae0cp3wcalv26yncakgjjqyca1of3erca1vf0j2cadcr7b3ca82fn14capex0dp.jpg

Uyuyan Bakan

Kültür; konulara neresinden ve ne kadar baktığınızdır. Hali hazır Kültür bakanımız için Sarıkamış şehitleri konusu, Sarıkamış’ın turizm vaad eden karlı dağları ile eş değerdedir.

Türkiye’ye hiç kültürlü kültür bakanı gelmedi. Bunların en kültürlüleri Truvalı Aşil ile Mevlânâ’yı aynı kaba koydular. Birini halk kahramanı, diğerini  “aşk peygamberi? yaptılar. 

Vaktiyle bir Osmanlı maarif nazırı “okullar olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim? demiş. Şimdi bunlar da gizliden gizliye “kültür olmasaydı kültür bakanlığını ne güzel idare ederdim? diyorlar. Yarın sağlık bakanı da “hastahaneler olmasaydı sağlık işlerini ne güzel çevirirdim? diyecek. Hükümetler kurulurken kültür bakanlığını neden hep kültürsüz adamlara verirler anlamıyorum. Bunda bir sır olmalı.

Kültürlü bakanı sevmezler

Dış işleri bakanlığında “daireden gelen? bakanı sevmezler, her işe karıştığı için… Kültür bakanlığında da kural aynı olmalı, orada daire müdürleri herhalde  bakan kültürlü olursa, her işe karışmasından rahatsızlık duyuyor  olmalılar…Böylece hükümet işlerinde bakanlar ve Daire ikilemi doğuyor. Bazı bakanlıkları bakanlar bazı bakanlıkları da müsteşarlardan başlamak üzere müdürler, üst müdürler, alt müdürler, sekreterler idare ediyor…

Bunu bir zamanlar bir kültür bakanı, Erzurum’da benim de bulunduğum bir toplantıda ağzından kaçırmış ve “ Kültür bakanlarının siyasi tercihlerini öne çıkarmaları zordur? demişti.  Bir Sema treninden sonra akşam bir evde toplanmıştık. Erzurum’un tanınmış kişileri, müdürler, hatırlı devlet memurları, zengin iş adamları ve Bakan. Bana söz sırası geldiğinde Bakana hitaben dedim ki: “Sayın bakanım 170 yıl önce bu dünyadan ayrılan Erzurum’un yetiştirdiği nadir insan “maarifetname? isimli kitabın yazarı, Erzurum’lu İbrahim Hakkı’nın torunları yaşıyormuş. Bunlardan biri vaktiyle Erzurum’daki evlerinin penceresine oturur akşamları “çenk vururmuş?  İşinden dönenler de pencerenin önüne toplanıp dinlerlermiş, Erzurum’lu hanımlar kadıya giderek “kocalarımız evlerine geç kalıyorlar? diyerek şikayette bulunmuşlar. Acaba bu “çenk? henüz ailenin elinde duruyor mu ? Vaktiyle yörede pek yaygın çalınan çenk sazının müzelerinmizde bir örneği yok, emir buyursanız da araştırsalar…? Bakan‘ın şaşkın şaşkın yüzüme nasıl baktığını yıllarca unutamamıştım. Sanki sayın Bakan demek istiyordu ki: “bunca derdin arasında çenk sazına sıra mı gelir ??

“Çenk”i kim koruyacak ?

Elbette gelmesi gerekirdi. Eğer siz Bakan iseniz bir “Organografya arkeolojisi? değerinde olan bu bilginin üzerine atlamalıydınız. O zaman anladım ki bir insan kendine  kültür bakanı? dedirtmekle kültür bakanı olmuyor… Ve dostlar  Çenk sazının? nasıl bir şey olduğunu  hâlâ kimse bilmiyor. Eğer o gün sayın Bakan bu konuyla ilgilenseydi, emirler verilseydi, bizde alınan vergilerle ayakta duran Kültür Bakanlığı teşkilatı harekete geçseydi… “Çenk bulunsaydı…?  bir müzeye konsaydı… Destur, ne uzun işler değil mi ? Kimin aklına gelir ki ?

Kültür bakanlarının siyasi tercihlerinin daire müdürleri arasında kaynamasının sebebi bu teknik Bakanlıkta Daire müdürlerinin bilgiden yana daha güçlü olduklarındandır. Ancak anlaşılan onlar da başlarına fazla iş açmamak için suskunluğu tercih ediyorlar. Ayrıca her bakanlıkta gelenekler vardır, bu bakanlığın da gelenekleri arasında bulunan “kültürler arasındaki denge politikası? tüm şiddeti ile sürüp gitmektedir. Buna göre Türkiye Kültür bakanlığı için  bu topraklarda bin yıl sürmüş olan Türk-İslam kültürü ülkenin tarihinden gelmiş geçmiş olan çeşitli kültürlerden bir tanesidir. Lidya veya Frikya kültürü gibi. Yahut Roma…her neyse.

Kültür Kimlik değil mi ?

Bunu eski bir bakan “Kültür bakanlığı sadece Türk-İslam kültürü ile ilgilenmek zorunda, değildir? diyerek ifade etmişti. Türkiye’de Türk kültürü ile meşgul olanlar, teklif edilen diğer kültürlerle veya temelsiz, çağdaş melez, halkın heyecanlarına hitap etmeyen, sair yabancı kültürlerle rekabet etmek zorundadırlar. Rekabet şartları eşit olsa sorun yok ama bu acımasız ucubet piyasasında Bakanlık, Türk kültürü önerisi ileri sürenlerin yanında değildir. Tercihi evrenseldir. Ne tuhaf değil mi ? Türkiye’de Türk kültürü’nün reklamını yapıyoruz…Bunlar yerli kültürü “milli kimlik? olarak değil de turistlere gösterilecek elma şekeri olarak algılıyorlar..Hak hizmetlerini kabul etsin.  Ne diyelim.    

Fuhşu edebî piyasası

2463597_0.jpg 

Hürriyet gazetesi bundan bir süre önce “artık çıplak kadın haberi ve resmi koymayacağım? diyerek okuyucusuna söz verdi. Sadece “haber niteliği bulunan? kadın resimlerine yer vereceğini gerine gerine ilan etti.

Bir namus gösterisine soyunduğu belliydı… Zira kendi önerisine “haber niteliği taşıyan haberler? şartı koymakla zaten işin sigortasını kurmuştu. Okuyucu bu noktaya dikkat etmedi. 

Böyle bir tavrın “reiting? merakından öteye geçemeyeceğini biz o zaman söylemiş “inanmayın geri dönecekler “ demiştik. İşte bakın nasıl döndüler. Aşağıdaki liste Hürriyet gazetesinin 3 aralık 07 tarihli internet gazetesinde, ekranın  sağında yer alan haberlerin başlıkları listesidir:

Bir zamanlar adı masum kızdı

Silikon felaketi !

sutyenle sokağa fırladı

Vücudumu seviyorum, kime ne

Yüz vermedim diye işimden oldum

Çıkma teklifi reddedildi

Ne oldu senin bebek yüzüne

Bu haberlerin “haber niteliği olduğuna? inanabilir misiniz ? Yarım yüzyıllık gazetecilik yaşamıma karşın ben asla inanmıyorum. Nasıl inanılabilir ki ?

Gazetenin yayınlarını izlerken insan kendini sanki bir “porno? filmi seyreder gibi görüyor. Ben izleyici  olarak “porno? film seyretmek istesem neden bir günlük gazeteyi açayım ki ? Doğrudan “Porno? açmak yerine… Eğer kanunlar ve yönetmelikler böyle bir davranışa İzin vermiyorsa, Hürriyet gazetesi bu ülke kanunlarının dışında mı ?

64 kuşağından bir arkadaşıma sordum:?neden böyle yapıyorlar? Halen önemli bir gazetenin genel yayın müdürü olan arkadaşım cevap verdi: “ciddi haberleri okutabilmek için? yani açık saçık resimlerin arasına ciddi haber koyup onları da okutabilmek için öyle yapıyorlarmış.

Bir ülkede haberin iyisini kötüsüne bulaştırıp öyle okutma geleneği çıkmışsa o zaman gazetenin değil okuyucunun namusundan şüphe etmek gerekir, acaba bu mantık silsilesinin bir yerden kopukluğa uğraması mümkün müdür ? Okuyucunun bu hale gelmesinde acaba o gazetenin suçu bulunabilir mi ? ki ben buna yürekten inanıyorum.

Gazeteler bir ticari meta olduğunda bu gelenek başladı. Her patron kendi müşterisini hedefleyip imalatına o müşteriye göre yön verdi… “Para yatırdım, satılmayan mala değer vermem…? dedi…ve beyler böylece “fuhşu edebi? piyasasının yüz kızartıcı  rüzgarlarına yelken açtılar…  Helâle haram kattılar… haramı helalin arasında sokuşturmayı meslek edindiler. Kimse bunlara dur demedi… Hâlâ da demiyor… Bu işe girişenlerin resimlerine bakarsanız konu daha büyük bir açıklıkla ortaya çıkacaktır. Yüzlerinde nur kalmadı. Kerhâne patronların  benziyorlar.


Son Yorumlar