'Günün Çilesi' kategorisi için arşiv

Eski zaman laikleri

090420081026440949995.jpg                                                          

Bir zaman Çin’de kâhinler geleceği okumuşlar, İmparator’a haber vermişler: demişler ki : “yakında yağmurlar yağacak o yağmur suyundan içen insanlar delirecek” İmparator sormuş :

 –Ne yapalım…? Kâhinler yerlere kapanıp İmparator’un eteklerini yalamışlar. Kâhinler cevap vermişler:

–Büyük büyük su depoları yaptırınız yüce hakanımız. Deli yağmurlar başlamadan önce o depoları suyla doldursunlar. Kullarınız, bitene kadar, o sudan içip hiç olmazsa bir süre delirmesinler… İmparator’un aklı yatmış, inşaat için emir vermiş, ustalar kısa zamanda depoları kurmuşlar, içine su doldurmuşlar… Saray halkı yağmurları beklemeye başlamış.  

Az sonra kâhinlerin dediği çıkmış, bir fırtına başlamış ki, sormayın…arkadan denizler taşar gibi yağmurlar. Her taraf sel, kıyamet, günler haftalar sürmüş yağmur, dinmek bilmemiş. Dolu dolu kocaman kocaman yağarmış, sanki gökten kovalar boşanıyor. Damlalar sel olmuş, seller afet, afetten ölüm, açlık ve sefalet. Bütün bunlar bir yana, o sudan içen sapıtmış, Çin halkı hep birlikte delirmiş. Çinli’ler yollarda, sokaklarda, köylerde, kasabalarda oynuyor, zıplıyor, çalgı çalıp şarkı söylüyorlarmış. Saray halkı ise sessiz.  Deli suyu içmediler ya, hep depo suyu içtiklerine onlara bir şey olmamış. Huzur içinde yaşamaya devam etmişler.

Günler geçiyor, sokaklar deliden geçilmiyor, Saray halkı ise uslu sâkin olayları yüksek pencereden, kale bedeninden, mazgallardan seyrediyormuş. Ancak bir tehlike baş göstermiş. Devletin yüksek memurları, önceki idarenin baş efendileri, devletin birliğini korumakla yükümlü kolluk kuvvetleri bu anlamsız gidişin sonunu iyi görmemişler. Kara kara düşünmektense gidip İmparator’a derlerini dökmek istemişler. Varmışlar Taht’ın önüne, Hepsi birden İmparatoru etekleyip boyun kesmişler:

–Yüce imparatorumuz, verdiğiniz isabetli karar üzerine hepimiz depo suyu içerek delilik belâsından kurtulduk, uslu ve akıllı kaldık, ancak deliliğin doruğunda yaşayan bu halk artık bize uymuyor, verdiğimiz emirleri dinlemiyorlar, İmparatorluğunuzda hükmünüz geçersiz, kanunlarınız anlamsız,  mülkünüz harab, bayrağınız yerle bir oldu, memleket elden gitmek üzere… İmparator anlatılanları uzun uzun dinledikten sonra sormuş:

–Ne yapalım

–Biz de deli suyu içelim, delirelim, deli delinin sözünü anlar, o zaman tekrar hükmünüz yerine gelir, imparatorluk kurtulur…demişler. Bunun üzerine imparator emir vermiş, depolarda kalan suyu boşaltmışlar ve onlar da deli suyu içerek deliren halkın arasına karışmışlar. O gün bu gün herkes deliymiş.

 

Dostlar ! bu Çin hikayesi gerçektir. O zamanda beri tüm halk deliymiş… Kimse de şikayetçi değilmiş. Deli delinin sözüne uyduğundan insanlar geçinip gidiyorlarmış.

Seksen şu kadar yıl önce bir devlet kurmuşsunuz… Adına “laik” demişsiniz. Seksen yılda halkınız hiç mi değişmedi ? değişmeyecek mi ? değişmesin mi ? Osmanlı İmparatorluğu değişmediği, yeni zamanlara uymadığı için battı, bu da mı batsın ? Büyük Britanya İmparatorluğu değişti, zamana uydu, batmadı, kendini kurtardı, neden Türkiye Cumhuriyetini batırnaya çalışıyorsunuz.  Laiklik” çıktığı yerde değişmiş, siz hâla “eski zaman laikleri…” Hayır efendim, diyorlar bizim laikliğimiz özel “Türkiye Cumhuriyeti laikliği…” O da ne demek ? sen kimsin ? senin adın ne ? şu yaşanan dünyadaki yerini söyle ?

Adına devlet kurduğunuz bu aziz millet, sizce dangıl dungul aptal deli mi ? O zaman siz de için o yağmur suyunu siz de delirin, yoksa yakında kimse sözünüzü dinlemeyecek. Sokakları oyuncular çoktan sardı bile ? Kanunlarınız artık geçmiyor.

Zavallılar, ne kadar da biçâresiniz. Halkımız sizi çoktan etkisiz kıldı. Batı’ya sürdü, Ege’den denize döktü, Sınıfınız dağıldı, hükmünüz yerle bir oldu, hâlâ oturmuşsunuz Ankara kalesine Kellim Kellim la yemfa… Suyuna tirit lakırdılar. Eloğlu sınırlar kalkacak, dünyayı şirketler yönetecek, ırkçılık tarih oldu diyor, bunlar “dur, daha değil” diyorlar, kimin adına ve ne için ?  İnsanlar yüzyıllardan beri gelen idare, sistem, rejim numaralarından bıkkınlık getirip yeni ufuklarda yeni araştırmalara girmişler, bunlar mazgal deliklerinden ortalığı seyrediyorlar.

Rabbim İnsanoğluna akıl fikir ve şu zamanı aşıp, zincir parçalama gücü versin. Bu demir kuşak bu bedene dar geliyor.

Yıkılırken yapılan dünya

kralice-113.bmp                                                

AKP iktidarını değil ama AKP hareketini güçlendirecek bundan iyi bir şey olamazdı. Şimdi Parti kapanacak, bir İktidar yeryüzünde görülmedik biçimde sarsılacak, yüze yakın kişiye siyasi yasaklama gelecek. Anlamıyorum bu nasıl olacak ?

 

Milletvekillerine verilecek siyasi yasaklama cezasını uygulamak için bağımsızlıklarının  kaldırılması ve dolayısıyla seçim beklenecek. AKP Meclis çoğunluğu kendisini siyasi haritandan silecek bir seçim kararını nasıl verecek ? İnanılması güç ama seksen şu kadar yıllık Cumhuriyet, bir yasama arızası ve düzensiz bir siyasal iktidar yüzünden öylesine anlamsız bir çıkmaza girdi ki, sormayın… İki ucu güllü değnek. Şimdi ne olacak ?

Yasama hata ettiyse yargı ne yapsın ?… Elbette eline verilen kanunları uygulayacak. Uygulama denemiyor ki, velev ki bu kanunlar eski ve kadük olsun yine de kanun kanundur, mahkeme karar verirse uygulanır. Bunlar siyasi kanunlar olduğuna göre biz “son karar hükümetindir” diyoruz ama, işte aması var.

Darbe kanunlarının hâlâ geçerli olduğu böylece ortaya çıkıyor, bunları belki de unuttular. İki askerî darbeden sonra alelacele kurulan Yasama organı, ne olduğu anlaşılmadan halk oyuna sunulan bir Anayasa çerçevesinde kendini helâk edecek bir kanun çıkarmış haberi yok, kırk yıl sonra savcı dâvâ açtı şimdi öğrenecekler. İbret almalı… 

Türkiye’de olayların aldığı baş döndürücü hız içinde bence bu dâvâ konusu artık gerilerde kaldı. Şimdi AKP ile taşınan yeni sınıfsal hareketin gelecekteki temsilcisi kim olacak ? Geleceğin önderleri kim? Eski hareket hangi yeni kadroları kuracak ?

Ne tuhaf bir metamorfoz içindeyiz ? Milli görüş’ten çıkıp nerelere geldik… Erbakan, Tayyip ve şimdi acaba kim ve nasıl ? herkes bu akışa gözünü dikip bir şeyler öğrenmeye bakmalı…

Tayyib’in dönemini takip edecek çağın henüz rüşeym:ambrion halinde olduğu gözlerden kaçmıyor. Eski Milli görüş Tayyip’le siyasetin dışına çıkarak yeni bir yaşam biçimine dönüşme eğilimi taşımaya başlamıştı. Bunun devam edeceği anlaşılıyor. Gelecek bir zamanda başörtüsü gündemden çıkacaktır. Hırçın ve çağdışı Cumhuriyet Halk Partisi ve onun uslanmaz lideri çaptan düşecektir, bu Partiye oy veren büyük değerli kitle yeni doğan İslam bazlı sınıfın korkunç olmadığını ve Devleti yıkmaya çalışmadığını anlayacaktır.

Herkes, Devleti kim ? neden ? nasıl ? yıksın ? demeye başlayacaktır. O zaman CHP’ye lüzüm kalmayacaktır. Müslümanlar daha liberal, laikler daha Müslüman olunca bu renksiz ve gereksiz kavga sona erecek, daha akıllı başka kavgalara sıra gelecektir.

Geçen yaz Sapanca kırlarında pikniğe gitmiştik, gittiğimiz yerde bir grup daha gördük. bizim grupta Adapazarlı örtülü hanımlar, karşı grupta ise başları tamamiyle  açık hanımlar vardı. Dikkat ettim bizim grupta birkaç başı açık hanım olmasına karşın, karşı grupta hiç başörtülü hanım yoktu. Demek bizim grup daha toleranslı, karşi grup dayatmacıydı. Geleceğin bir işaretiydi bu…

Gecek dönem mutlaka tolerans ve hoşgörü dönemi olacaktır. Bundan önce tüccarlar faydalanacaktır. Yeni doğan sınıflara mallarını satacaklar, bu sınıfların yeni ihtiyaçlarını yakından izleyeceklerdir. Sağlam dengeler oluşturacak, rekabet piyasasının katı kurallarına gönül bağlayacaklardır. Bundan sonra da artık kimse başörtüsü sorununu hatırlamayacak, “Laiklik” ise sözlüklerde ebedi uykusuna yatacaktır… “Komünistlik” gibi.

Dostlar ! korkmayınız. Her devir bir önceki devrin tersidir, aşağı inen  dibe vurunca yukarı çıkar sonra bu sürer gider, siz bir çağın yıkılırken yeni bir çağın başladığını görmediniz mi ?

Mevlânâ görmüş : “Bak nasıl yıkılır bir dünya, nasıl atar bir başka dünyanın temelini” diyor. Yüce Pirim. Sultanım efendim, Hakk’tan gelen herşeyi bilen, gören, kalbi güneş gibi şahım. Nasıl da tanır ademoğlu’nun gizli sırlarını: “İnsanın boyu bir hamur teknesi kadardır ama ruhu evren’e sığmaz” diyor.

Kaçar Şahlar sülalesi

180px-rezashah.jpg                                          

Vaktiyle İran şahı kaçmış, sarayın muhafız alayı kumandanı tahtı boş bulunca geçip oturmuş… İşin garibine bakınız ki, kaçan şahın adı da “Kaçar…” Bir Türk aşireti olan Kaçar Türklerinden “Kaçar  Şahlar” Sülalesi… Nasıl da yakışıyor… Son “Kaçar” Ahmet Şah 1923’te İngiltere’ye kaçınca ondan sonra gelen ve son “Kaçar”ın yerine oturan sülaleye “Pehlevi” denmiş. “Pehlevan” kabilesinden Rıza Şah Pehlevî… Onun oğlu da Muhammed Rıza Pehlevî. Onu da Ayetullah Humeynî kaçırdı.

Şimdi bizim iki eski okul arkadaşı, Atatürk’ten kalan köşkü boş bulunca, kumru başlı iki hanım hanımcığı  ile geçip oturdular ya, biri oldu Başbakan, öbürü oldu Cumhurbaşkanı… Bunlara da “oturanlar” sülalesi demeli. Bir gün birileri bunları kaçırırsa yeni gelenlere de ağır işe heves ettikleri için “Kaçıranlar  sülalesi” denebilir. Bu böyle yüzyıllarca süreceğe benziyor: “Oturanlar” ve sonradan gelerek onları “kaçıranlar…”

Bir zaman İçki yasağı koyan Padişah IV. Murat yanına baş vezirini de alarak, tebdil giyinip Saray’dan çıkmış, yürüyerek deniz kenarına varmışlar. Bir sandala binmişler, sandalcı küreklere asılmış, denize açılmışlar, tam deryanın ortasına geldiklerinde sandalcı aşağılarda bir yerden gizli bir testi çıkarmış, başlamış çekmeye, meğer sandalcı ünlü sarhoş Bekri Mustafa’ymış. Padişahı ve veziri tanımayan sandalcı, yolcuların kendisine dik dik baktığını görünce testiyi uzatmış:

 –Alın birer fırt demiş, Murat:

 Yasak olduğunu bilmiyor musun ? demiş, Bekri:

 –Burası deniz, buraya kaptan paşa karışır demiş.

 

Başlamışlar deniz ortasında hep birlikte çekiştirmeye. Murat çekmiş, vezir çekmiş, sandalcı çekmiş. biraz sonra Padişah’la vezir’ in gözleri kaymış, zom olmuşlar, Padişah Bekri’ye sormuş:

–Sen benim kim olduğumu biliyor musun ? Bekri:

 –Hayır bilmiyorum, bana ne, demiş. Padişah veziri göstermiş:

 –Bunu tanıyor musun ? Bekri ona da,

 Hayır,  deyince Hükümdar gürlemiş:

–Ben  Murat, bu da benim baş vezirim demiş… Sandalcı hiç istifini bozmamış:

–Verin şu testiyi, iki yudum içince biriniz padişah oldunuz, öbürünüz baş vezir, birkaç fırt daha çekerseniz biriniz hâşâ Allah, diğeriniz peygamber olacaksınız demiş…

Devlet işi zordur. Allah vermesin. Bir zaman Üsküdar’da Sultantepe’de eski bir polis karakolu ve orada yaşlı bir polis memuru vardı. Ahpab olmuştuk. Bu yaşlı memur Mustafa Kemal Paşa’nın maiyetinde bulunmuş, ona hizmet etmiş, değerli bir insandı. Mustafa Kemal Yalova kaplıcalarının bahçesinde bir gün devlete ait önemli işler konuşurken orada bulunan bazı yakınları ve hükümet üyeleri hareketleriyle ona katılmadıklarını belli etmişler… Paşa’nın canı sıkılmış, etrafına bakınmış, itirazcıların kendi aralarında konuşmaya daldıkları bir sırada büyük adam, hemen arkasında duran ve o zaman pek yeni olan polis memuru ile göz göze gelmiş, ona:
–Bunlardan kurtulamıyorum, beni öldürecekler demiş.

Gerçekleşemeyen meşhur İzmir süikastinden sonra mahkeme edilerek asılanlar arasında ünlü Maliyeci Cavit’in de buluınduğu haberi gelince, o sırada İstanbul’da Park Otel’de bulunan Atatürk’ ün – Ne… onu da mı astınız ? diye tepki gösterdiğini ve o sırada elinde telgrafla yanında ayakta duran İsmet Paşa’nın masanın altından Atatürk’ün ayağına basarak –Zaaf göstermeyin Paşam, dediğini bu olaya tanık olanlardan dinlemiştim.

Padişahlar devirip saraylar yıkan, devirler kapatıp devirler açan, savaşa ordular sürüp, ülkeler fetheden bir efsanevî lider dahi çevresinden kurtulamıyor. Liderlerin, kumandanların, büyük adamların etrafında zamanla öylesine ağır bir çember oluşuyor ki, en sağlam kalelerden daha kavi… Hiçbir liderin böylesine güçlü, öldürücü, yok edici, çaresiz bir esaretten kurtulması mümkün değil. O zaman o biçare liderin, yakın çevrede onun adını öne sürerek alınan kararları onaylamaktan başka çaresi kalmıyor. Meğer ki Stalin gibi… Hitler gibi Pinochet gibi kanlı bir terörist diktatör olsun. Bunların son örnekleri de tarih oldu. Ama serpintileri devam ediyor. Böyle şeylerden uzak durmalı. Allaüâlem.

Bir çocuk ağlıyor

untitled.bmp                                               

Bakamıyorum yüzüne

Bir çocuk ağlıyor

Biz hepimiz gülüyoruz.

Bir çocuk ağlıyor
Onu ağlatanlar gülüyorlar
İçlerini hangi kurt kemiriyor ?

Çocuk ağlıyor, büyükler gülüyor.
Amerikan çocuğu mu ?
Japon Çocuğu mu ?
Iraklı  mı ?

Bir çocuk savaşta ağlarsa
Dünyadaki tüm büyüklere
Mahşere kadar
Gülmek haramdır.

Sesleri duymuyor musun ?

31.bmp                                           

Bu adam odun mu ?

bu adam un çuvalı mı ?

bu adam sokağa atılmış bir çöp yığını mı ?

Nedir bu adam ? kimdir bu insan ?

Kimlerdir bu adama ölmüş kedi yavrusuna…

Bakar gibi uzaktan bakanlar ?

Kimdir bu adamı yerden kaldırmayanlar ?

 

Şu topluluğun içinde bir kişi yerde sürünse,

Geri kalan herkes yerde sürünüyor demektir.
Kalabalığın ne haysiyeti kalır, ne şerefi.

Şu topluluğun içinde bir kişi sıkıntıdan
Göz yaşı dökse, Geri kalan cümle eşhas

Ağlıyor gibidir. Sesleri duymuyor musun ?  

Yüzyıllar böyle geçti, bu gün ulaştığımız noktaya bakın.
Bu resim insanı çileden çıkarıyor ?
Bir insan yere düşebilir, ama o insana uzaktan bakmak,
İ
şte buna dayanılmaz.

Medeniyetiniz bu kadar mı ? Şerefiniz, onurunuz ?

İnsan haklarınız, hukukunuz, devletiniz ?

Devlet şereftir, şeref devlettir.

Şerefsiz devlet, devletsiz şeref  olur mu ?

Bu adamın üniversitede okuyan çocuğu vardı.
Bu adamın evlenecek kızı vardı.
Bu adamın dedesi Çanakkale’de, Sakarya’da savaştı.

Bu adamın şimdi üzerinde yattığı vatan toprağını,
Bir zamanlar ataları, kanıyla suladı.
Bu adamın şimdi adam olacak torunu var.
Bu adamın, sen ve ben gibi yaşamaya hakkı var.

Bu adam yerde.
O zaman herkes yerde.
Utanmıyor musunuz ?
Bu adamı yerden kaldırın,
Ve ülkenin şerefini kurtarın…
Bir kırıntı şerefiniz kaldıysa.


Son Yorumlar